Acun'un hayatı filmleri aratmıyor

"Var mısın? Yok musun?" yarışmasının sunucusu Acun Ilıcalı, Milliyet'ten Müge Çelebi'ye konuştu.

Acun'un hayatı filmleri aratmıyor
Son Güncelleme: 12:57 10 Şubat 2008, Pazar
Acun Ilıcalı'nın Show TV'de yayımlanan yarışma programı "Var mısın? Yok musun?" haftanın dört günü en çok izlenen yapım. Yarışmaya katılabilmek için her gün yüzlerce başvuru yapılıyor.

Yarışmanın yapımcısı ve sunucusu Acun Ilıcalı. 14 yıldır televizyon sektöründe olan Ilıcalı "Yıldızım 'Acun Firarda' ile parladı" diyor. Genç yaşında annesini, babasını ve yakın bir arkadaşını kaybeden Ilıcalı iki kez evlenmiş ve üç kız babası.

Ilıcalı kendi yapım şirketi Acun Medya'daki söyleşimizde televizyona başlayışını, yükselişini, özel hayatını ve hayattaki önceliklerini anlattı. Çalıştığı binada kendine ait bir oda ve masa istemeyen Ilıcalı, rahatça kanepede oturup hızlı ve esprili konuşma tarzıyla sorularımızı yanıtladı...

Adınızın değişik oluşu size avantaj sağladı mı?
Sahne ismi gibi değil mi? Belki şarkıcı olsaydım olurdu ama bu meslekte hiçbir avantajını görmedim.

Ama Acun "dünya" demek. Dünyayı dolaştınız...
Evet, öyle bir tesadüf oldu. İsmimi rahmetli babam koymuş, içine doğmuş belki de.

"Var mısın? Yok musun?" yarışmasının diğerlerinden farkı ne?
Futbolda, diğer yarışmada bir gerginlik var. Oysa bu yarışmada az ya da çok herkes kazanabiliyor. Ayrıca bu insanlar neredeyse iki buçuk ay birlikte zaman geçiriyor, birbirlerinin hayatlarını, ihtiyaçlarını, hayallerini biliyorlar. Dolayısıyla hepsi birbirinin kazanması için dua ediyor. Kimse birbirinin ayağına basmıyor.

Hangi ülkeden uyarlandı bu format? Orada da bu kadar tutuyor mu?
Hollanda'dan uyarlandı. Dünyada birçok ülkede de yayımlandı ancak en çok reytingi Türkiye'de aldı.

Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bizde bir reality show havasında program. Gözleri görmeyen yarışmacıyı bugün Türkiye tanıyor ve onun yarışacağı günü iple çekiyorlar. Ömer hocada da aynı şey oldu. Çünkü gerçek bir hikaye varken dizi seyretmek istemiyorlar.

"Başvurular 400 bini geçti"

Daha önce iki kez denenmiş olmasına rağmen sizinle bu kadar tuttu...
Ben Amerika'da bu yarışmayı izleyip bizde niye tutmadı bu program diyerek hırs yaptım. Show TV'nin genel müdürüyle sadece üç dakika konuştum. "Tamam, top sende" dedi. O da gözü kara bir insandır.

Yarışmaya şu an kaç başvuru yapılmış durumda?
400 bini geçmiştir.

Banka tekliflerini sunan Hamdi bey diye biri gerçekten var mı? Yoksa siz "doğaçlama" mı yapıyorsunuz?
Evet. Yarışmada her şeyi bulduk da Hamdi beyi mi bulamadık? Ben zaten o gerilimde nasıl teklif sunabilirim ki? Hamdi beyi Allah başımızdan eksik etmesin.

Elediğiniz adaylarla ilginç bir olay yaşadınız mı?
Bir tanesi para teklif etti. Beni yarışmaya seçerseniz kazandığımı sizle kırışırım dedi.

Ömer Hoca az parayla ayrılsaydı bir sorumluluk hisseder miydiniz?
Sorumluluk değil ama çok yıkılırdım.

Toplam ne kadar para dağıttınız?
İki buçuk trilyonu geçti. Yarışmacı seçimi anlamında herkese eşit davranıyoruz. Kanal da bize çok güveniyor.

Sizin için para neyi ifade ediyor? Ne için para kazanıyorsunuz?
Ben hiçbir zaman para kazanmak için çalışmadım. Ortaya iyi bir iş çıkarmak için çalıştım. Para da kendiliğinden geldi.

"Arşivde kasetlerin arasında uyuyordum"

Televizyonda çalışmaya başlayınca hemen ısındınız mı??Bu benim işim dediniz mi?
İlk zamanlarda hiç demedim. Çünkü sabahlara kadar arkadaşlarla Commodore 64 oynuyorduk ve sabah dokuzda kalkıp işe başlamak hiç bana göre değildi. En iyi ihtimal on buçukta gelebiliyordum, sonra da bütün binanın içinde kendime uyuyacak yerler yaratıyordum.

Nerelerde uyuyordunuz?
Mesela arşivde, kasetlerin olmadığı dördüncü bir raf vardı. Ama zamanla çok sert diye halı kaplı boş bir odada masanın altına saklanıp uyudum.

Acun firarda yani...
Aynen. Ama o gün bir saat sonra bir kalktım, etrafımda 20 tane ayak var ve binanın güvenlik toplantısı yapılıyor. Güvenlik şefi diğerlerine diyor ki "Uçan kuştan haberiniz olsun". Halbuki adamın ayağının dibinde yatıyorum. Hayatımda en gerildiğim andır herhalde.

Sonra televizyonda nasıl yükseldiniz?
Futbolcularla ilişkilerim gelişti. Kimseye konuşmayıp bana konuşuyorlardı.

Bu samimiyetinizi neye bağlıyorsunuz?
Ben kimsenin sırrını kimseye söylemedim, kimseyi arkadan vurmadım. Bunu hissettiler.

İlginç bir anınız var mı?
O dönemde Amokachi Türkiye'ye gelmedi ve Fener maçı vardı. Teknik direktör Rasim Kara bana soruyordu "Amokachi nerede?" diye. Sonra Toshack görev yaptığı dönemde kadroyu benim yanımda hazırladı. Hatta Türkiye Kupası Finali'nde Galatasaray ile Beşiktaş penaltı atışlarına kalmıştı. Bana "Sen de penaltı atar mısın?" demişti.

Sonra "Televole"de size özel bir bölüm ayırdılar ve dünyayı gezmeye başladınız. "Acun Firarda"ya nasıl geçtiniz?
Bir gün Dünya Kupası'na yollayacaklardı ama basın kartına başvurmayı unuttuğum için kaydım yapılamadı. Tabii ki moralim bozuldu. O zaman ben de kendi programımı yaparak bari dünyayı gezeyim dedim.

"Eşimin bana çok uğurlu geldiğini düşünüyorum"

"Acun Firarda"dan önce mi evlenmiştiniz?
Hayır, programın birinci senesinde.

Dünyayı gezdiniz ama sonunda yine bir Türk kızıyla evlendiniz. Türk kadınının farkı ne?
Benim için beraber olunacak kız dünyanın en güzel kızı olmak zorunda değil. Kaldı ki benim eşim çok güzel bir kız. Duygusuz, enerjisi olmayan bir kız benim için her zaman iticidir. Eşim hem espritüel hem de çok güzel özellikleri olan bir insan.

Eşiniz de televizyon işinde mi?
Hayır, alakası yok. Televizyon işi bayanları çok yıpratıyor, ben de çalışmasını istemedim açıkçası.

Hovarda, hiçbir şeyi takmayan biri gibi duruyorsunuz. Evliliği sizin için cazip kılan ne?
Ben aslında çok evcimenim. Bütün aktivitelerimi de genelde ev ortamlarında yapmayı severim. İçki, sigara kullanmam. Gece kulübüne gitmeyi de pek sevmem. Evde de bana huzurlu bir ortamı sunan bir kadın olunca daha fazla ne isteyebilirim? Ayrıca ben eşimin bana çok uğurlu geldiğini düşünüyorum.

Evlilik, hayatınızda neleri değiştirdi?
Kot dükkanımı batırınca sıfır bir adamdım. Sonra eşimle her şey daha iyiye gitti. Hayatını o zor dönemde bana emanet etmiş bir insanın şu andaki değeri çok daha fazladır benim için.

Sevgililer Günü'nü kutlama gibi bir adetiniz var mı?
Hayır. Hatta geçen Sevgililer Günü'nde
Kanal D yöneticisi İrfan Şahin ile yemeğe çıkmıştık. 35 masanın 34'ünde çiftler var. Bir de İrfan abiyle ben vardık. Millet garip garip bakmaya başladı. Dedikodu çıkmasın diye kalktık, dağıldık. Bizim için her gün Sevgililer Günü diye konuyu kapatalım da eve dönebilelim akşam.

Romantik de değil misiniz?
Ben sevginin suni bir şekilde tek bir güne hapsedilerek kutlanmasından yana değilim. Yoksa eşime sürprizler yaparım. Hatta bunlardan birini de Dünya Kupası'nda görevliyken yaptım. Benimle her akşam canlı bağlantı yapılıyordu. Eşimin de yaş günüydü. Ona sürpriz yaparak günübirlik Türkiye'ye geldim. Paris'te olduğumu söylediğim bağlantıyı da İstanbul'da Moda'dan yaptım. Bana da Champs-Elysee'ye git, Brezilya taraftarlarının arasında yayın yap demişlerdi. Ben de Moda'daki kulüpte arkadaşlarıma tezahürat yaptırdım ama onlar Neşe Karaböcek havasında bağırınca biraz olay anlaşıldı.

"Benden patron olmaz"

Artık şirket sahibisiniz, üzerinize bir patronluk hali geldi mi?
Benden patron olmaz. Mesela yazın bu şirkette bir buçuk ay PlayStation turnuvası vardı. Burada benim herhangi bir odam veya masam yok. Hiçbir zaman bir mevki peşinde koşmadım. Koltukta yatarak konuşuyorum herkesle. Bu binadaki arkadaşların hemen hepsi benim çocukluk arkadaşlarım ve çoğu da televizyon sektöründen değil. Hepsini tek tek ben çağırdım. Herkes okumuş ve bence her şeyden önemlisi iyi ve temiz insanlar. Ben "Mesleğini çok iyi yapsın ama kansız olsun" diye düşünmem. İyi insan olsun, ben ona yapacak bir şey bulur, öğretirim.

Kadıköy Anadolu Lisesi'nde okurken nasıl bir öğrenciydiniz??
Ben aslında utangaç ve hiç de girişken olmayan bir tipim. Ama kendi arkadaşlarım arasında eğlenceyi çoğu zaman başlatan, çılgın fikirleri ortaya atan, grubu eğlendiren kişiydim. Lisenin en çılgın üç-beş kişisinden biriydim diyebilirim. Arkadaşlarımın topluca disiplin cezası almasının nedeni de ben olmuşumdur.

Hep hızlı mı konuşuyordunuz, muhabirlikten mi böyle oldu?
Yok, küçüklükten beri hızlı konuşurum.

Biri 17, biri 3,5 yaşında biri de yedi aylık üç kızınız var. Nasıl bir babasınız?
Eğlenceli, komik bir babayım. Büyük kızımla zaten arkadaş gibiyiz. Aynı müzikleri dinliyoruz. İkimiz de hip-hop'çuyuz. Onun avantajı kendi arkadaş grubunda en genç babaya sahip olması. Ama çok mütevazı bir kız. Ortanca olan tam bir cadı. Evde "Bana var mısın yok musun yapsana" diye tutturuyor. Ben de teklife "Var mısın?" diye soruyorum, "Yokum!" diye bağırıyor. Başlarda üç ayda bir eve geldiğim için beni ara sıra eve gelip onu eğlendiren bir oyuncak zannediyordu. Şimdi baba sıfatıyla bakabiliyor.

Kızlarınızın babaları gibi bir adamla evlenmesini ister misiniz?
İnşallah. Benim gibi birini bulurlarsa sevinirim. Çocukların doğru insanı bulmalarında aile terbiyesi çok önemli.

En çok kazandığınız program hangisi oldu?
"Var mısın? Yok musun?" yarışması. Haftada dört gün prime time'da yayımlanıyor.

Bu başarıyı bekliyor muydunuz?
Hafta sonları iyi reyting alır diyordum ama bu kadarını beklemiyordum.

"Acun Firarda", "Survivor", "Fear Factor" gibi programlarınızdan sonra "Yoksa Rüya mı?" ve "Var mısın? Yok musun?"u yaptınız. Artık insanları eğlendirmenin dışında birilerine maddi imkanlar veren programlara mı yöneldiniz?
İnsanın elinde başkalarına yardım etmek için bir olanak varsa onu kullanmalı diye düşünüyorum. Şimdi bir de "Yoksa Rüya mı Özel" diye bir program yapıyoruz. Beyaz, Kadir Çöpdemir, Özgü Namal ve Azra Akın'ı bir inşaatta çalıştırıyoruz. Başlarında da Uğur Dündar var. İşitme engelli 0-6 yaş grubu çocuklara anaokulu yapıyoruz.

Galiba abiniz ve iki kişiyle birlikte bir kulak-burun-boğaz hastanesi açtınız.
Evet. Zaten abim işitme engelliler ile ilgili bir derneğin başkanı. O bu konularla ilgili biri, ben bunu televizyona uyguladım.

Diğer programlarınızda daha bir laylaylom haliniz vardı, şimdi daha oturaklısınız. Bu biraz da yaştan mı yoksa formattan mı kaynaklanıyor?
Ben aslında her kalıba girebilecek bir sunucu tarzına sahibim. Bugün spor, müzik, eğlence her tarz programı sunabilirim. O anki ortam neyse ve o ortamlarda normalde nasıl davranıyorsam oyum.

"22 yaşında hayattan mezun oldum"

19 yaşında evlenip 20 yaşında baba oldunuz, 21 yaşında ise anne ve babanızı bir trafik kazasında kaybettiniz.
Evet, 22 yaşında da ilk eşimle ayrıldık. Zaten bakıldığında çoğu insanın bir ömründe yaşadığı iyi-kötü hemen her şeyi dört seneye sığdırmışım. Hayattan mezun olmuşum yani. Yazın Bodrum'a gidecektik. Annem, babam ve kızım bir gün önce yola çıktılar. Akşamüstü kaza geçirdikleri haber verildi. Hastaneye gittim. Annemi ziyaret edeceğimi zannederken hastabakıcı önündeki kağıda bakarak "ölmüştür" diyor. Babamı soruyorum "ölmüştür" diyor. Sonra kızımı soramadım zaten. Meğer daha bebek olmasına rağmen kırıklarla kazadan kurtulmuş. Bir kabustayım zannettim ama hiç uyanmadım.

Dört yıl kadar sonra da ölümcül bir motosiklet kazası atlatmışsınız...
Evet, Bağdat Caddesi'nde bir araba çarpmıştı. Yanımdaki arkadaşım öldü zaten. Ben de beş kırıkla olayı atlattım. Boynu bile kırılıp sinirleri zedelenmeyen nadir insanlardanım herhalde.

Çok genç yaşta büyük acılar yaşamış olmanız hayatınızı nasıl etkiledi??
Ölümden sonraki yaşama inanıyorum. Bu dünyayı bir imtihan olarak görüyorum. Yaptıklarımın bir gün mutlaka hesabını verecekmiş gibi yaşıyorum. O dönemde iki yıl kadar sosyal anlamda hayattan koptum ve eşimle de ayrıldık.

"İlk eşim okulda Acun hanım diye dolaşıyordu"

Kadere inanır mısınız?
Tamamen inanıyorum.

Aileniz vefat edince hayata nasıl devam ettiniz??Öğrenci miydiniz??
Ben İstanbul Üniversitesi'nde okurken arkadaşlarımı görmeye sıkça Boğaziçi Üniversitesi'ne giderdim. Orada eşimle tanışmıştık. Ailem vefat edince İstanbul Üniversitesi'ndeki derslerime benim yerime eşim girmeye başladı. Zaten isim de kız mı erkek mi belli olmayınca sınavlarıma girip Acun hanım diye geziyordu okulda. Her şey birinci sınıfı geçip okulu yedi sene uzatabilmek içindi.

Hayattaki öncelikleriniz neler?
Öncelikle sağlıklı ve mutlu olmayı ön planda tutarım. Ama iyi bir televizyoncu bir kere yüksek reyting almışsa onun mutluluğu artık reytingdir. Ona deseniz ki ya
1 milyon dolar alacaksın ya da tüm sene programın birinci olacak, eminim ki o parayı almaz. Biz AGB verilerinin tutsağı olmuşuz bir kere.

"Eşimle kot dükkanımda tanıştık"

Nasıl tanıştınız eşinizle?
1993 yılında, daha televizyonda hiç çalışmıyorken, Bağdat Caddesi'nde kot dükkanım vardı. Yabancı kotlar getirtiyordum yurtdışından. Bir gün kot almak için annesiyle bir kız geldi dükkana. Sonra beni aldı işte.

Güzel bir alışveriş olmuş ikiniz için de...
İçeri girer girmez çarpıldım zaten. "Kot veremeyeceğim, beni alır mısın?" dedim ben de. Ama annesi yanında olduğu için çarpıldığımı da pek belli edemedim. Annesinin çalıştığı yeri konuşma sırasında çözdüm ve iadeiziyaret yaparak bu işi tamamladık. Genelde bir şeyi kafaya koyduğum zaman yaparım.

Bugünkü konumunuz da kafaya koyduğunuz bir şey miydi?
Bu kadarını düşünmemiştim açıkçası. Hayat projeksiyonu olarak kendime hedefler koymamıştım hiç. Mesleki açıdan bugünlere gelmem çoğu zaman bir çılgınlık sonucu oldu. Yoksa benim yapımcılığa soyunmam pek akıl kârı değil. Çünkü iyi kazanan, popüler bir muhabirken bir anda işten ayrılıp Acun Medya yapım şirketimi kurdum.

Peki meslekteki yükselişinizde "yürü ya kulum" durumu oldu mu?
Yürü ya kulum değildi. Televizyon dünyasına ilk girişim çok kötü geçti. Kovuldum-kovulmadım arası gidip geldim. Başarısız bir muhabirdim. Ekipte benim ekmeğimle oynayanlar da vardı o dönemde. Sonra hırs yaptım. Müdüre geçmişe bir sünger çekelim deyip hırsla işe sarıldım.

Kot dükkanını ne yaptınız bu arada?
Batırdık. Çiller döneminde dolar bir anda üç katına çıkınca, biz de dolarla borçlanarak mal aldığımız için battık. Ama ben çok iyi bir satıcıydım. İnsanları ikna kabiliyetim yüksek olduğu için kot almadan kimseyi yollamazdım dükkandan.

"Benim tutkum PlayStation"

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Son 20 gündür günde iki program çekiyoruz. Sabah dörtlere kadar sürüyor. Sadece akşam program sunup gündüz tenis oynayan biri değilim. Programın aynı zamanda yapımcısıyım. Başka programların yapımları, sponsorluk görüşmeleri, casting işleri, röportajlar derken nefes alacak vakti bile zor buluyorum. Yani bir gün nefes alamadan geçiyor diyebilirim.

Menajeriniz var mı?
Hiç menajerim olmadı, sadece takvimimi tutan, aileden biri gibi diyebileceğim asistanım var.

Nerelere gitmekten, ne yapmaktan keyif alırsınız?
Futbola ciddi bir düşkünlüğüm var. Oynamayı, izlemeyi hepsini çok severim. Inter-Milan maçı için İtalya'ya bile giderim. Evde arkadaşlarla PlayStation turları düzenleriz. Onun dışında sinemaya gitmeyi severim. Ama benim yaşama saatlerim pek normal değil. Haftada neredeyse üç defa gece yarısı çıkarım evden. Sonra sabah saat altıda dönerim ve altı-yedi arkadaş mutlaka bir PlayStation turnuvası yaparız.

Eşiniz bu tempoyu kabullenmiş durumda o zaman...
Eşim beni çok önceden tanıdığı için bana çok gerçekçi yaklaşıyor. Zaten birlikte olduğum kişinin biraz beni hoşgörmesi lazım çünkü çok kolay bir yaşantım yok. Ben ona açıkça şöyle söyledim:
"Ben senin uyku saatlerinde arkadaşlarımla beraber olarak, seninle olacağımız vakitten çalmamış olacağım." O da benim bu teorime sıcak baktı, sağolsun.

Beraber uyumamayı kabullenmiş...
Yani haftada iki gün de iznim olsun. Arada ben de sokağı görmek istiyorum.

10 yıl sonra 50 yaşına merdiven dayadığınızda kendinizi nerede, nasıl görmek istiyorsunuz?
Televizyonun önünde PlayStation oynarken. Projelerimiz tutmamış olursa sağlam bir turnuva yapmaya vakit de buluruz bol bol.

Kaynak: Milliyet Gazetesi

Haberi Paylaşın:

sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN


Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

Facebook Sayfamız