İnanılmaz aldatılma hikayeleri

Ayşe Aral aldatıldı ve kocasının bunu nasıl yaptığını yazdı. Ardından okurlar aldatılma hikayelerini Aral'la paylaştı.

İnanılmaz aldatılma hikayeleri
Son Güncelleme: 18:19 07 Kasım 2009, Cumartesi

Hürriyet yazarı Ayşe Aral'ın kocası tarafından nasıl aldatıldığını yazmasının ardından okurlarından ilginç mailler geldi. İşte Ayşe Aral'ın yazısı.

İçlerinde öyleleri var ki inanılacak gibi değil, yayımlasam inanın ortalık birbirine girer ama ben yayımlamıyorum çünkü bunların çoğu bana özel. Aldatılma yazısı vesilesiyle sizlerle aramızda çok sıcak dostluklar kuruldu bir çoğunuz benimle en büyük sırlarınızı paylaştınız, okumaktan gözlerim şişti, bir kısmında ağladım bir diğerinde sinirimden kudurdum ama değdi karşılıklı içlerimizi döktük bir nebzede olsa rahatladık.Hikayemin devamını ve o günlerimi nasıl geçirdiğimi daha detaylı olarak yazmamı istiyorsunuz , bir düşüneyim belki yazarım.

Bazılarınız e-postalarınızı özellikle yayımlamamı istiyorsunuz nedenini anlıyorum sizimi kıracağım? Yayımlıyorum buyurun okuyun...

-Ayşe Hanım merhaba. Aldatma o kadar sevimsiz bir şey ki dünyanın en güzel yüzüne ve gözlerine sahip olduğuna inandığınız kadın, hayran olduğunuz prenses, dünyanın geri kalanını unutturacak kadar sizi heyecanlandıran insanı bile gözünüzde değersizleştirebiliyor.
 
Hem de bunu yapan kadın evliyse...
Durumun tiksindiriciliğini hayal edebiliyor musunuz? 
Kadın evli...
Öpüşüyoruz bir şekilde. Alkolün de etkisiyle...
Tek günahımız bu, daha ileri bir şey yok...
Ben kendimi kaybediyorum tabi ki, divaneye dönmüşüm..
Dünyayı durdurup, inesim var...
Ertesi gün yüzüme bakmıyor...
İki gün sonra inanılmaz bir şekilde barışıyoruz, ve masal gibi her şey, uçuyorum mutluluktan..
İşin içinde kendi rızasın da olduğunu, "hâlen" kabul ettiği için...
 
 Ama sadece arkadaşız (!)
Ona âşık olmuşum bir kere... Kıskanıyorum.
Belli ki o da boş değildi bana karşı.. .
Bir yandan evli bir kadına aşık olmuş olmanın  talihsizliğini hissederken ciğerimin en iç köşesinde, bir yandan  onu her sabah görmek için gider hale geldim işe..

Sürekli tekrarladığım "Ben kötü bir adam değilim, kendime gelmeliyim" düşüncesi faydasız..
Her gözlerine bakışımda dalıp gidiyorum derinlere.
Ta ki, aramızdaki görünmeyen enerji nakil hattında bir sorun olana kadar.
Bana gelmeyen bir şey var, gözlerinde göremediğim bir karanlık. İçimde bir sıkıntı..
 
Beni kocasıyla aldatıyordu yani...
Belki de başka bir oyuncak buldu kendine, bu en çirkin olan ihtimal. Umarım bu değildir..
Kocasını sevmediğinden emin olduğum O, "kendini" benim içime zerk ettikten sonra , muhtemelen ilişkisindeki aksaklıkları düzeltti, eski sahte mutluluğuna geri döndü..
Şimdi ben küstüm ona, yüzüne bakmıyorum...
Ama her an olasılık profesörü olabilirim, görüş alanıma girmesi için hangi açıda ne zaman nereye bakıyor olmam gerektiğini hesaplamaktan...

A.Y
Merhaba,

Neden böyle oluyor Ayşe Hanım bilmiyorum. Tam olarak aynısı olmasa da kocanızın yaşattıklarınızın benzerini eşime yaşattım. Çok üzüldüm ona bunları yaşattığımdan dolayı ama nedense pişman da olmadım hiç yaşadığım ilişkiden bakın, inanın yanlış olmasına inanmama rağmen erkek birçok nedenden dolayı bu tür ilişkileri istiyor. Ama inanın ki bu erkekte planlı değil. Yani "ben şöyle yapsam da karımı aldatsam ya da böyle yapsam da şununla karımı aldatsam " diye bir şey yok. Kadının aldatılmış olması sadece bir "sonuç" olarak ortaya çıkıyor hem de kötü bir sonuç.

Bazen hayvanlar âlemindeki belgeselleri izliyorum ve oradaki gördüklerime baktığım zaman inanın bazen kendimi görüyorum. O zamanda şuna karar veriyorum, "Demek ki erkekler evrimini tamamlayamamış birer hayvan."  Bir taraftan da şunu düşünüyorum, ben eşimi nihayetinde bir kadınla aldatıyorum ya evli ya da dul bir kadın. Yani evli ise o kadında bir erkeği aldatıyor demektir. Burada aslında kadınları daha bir "ikiyüzlü" görüyorum. Çünkü aldatan erkeklerin partnerleri genellikle beraber oldukları erkeğin evli olduğunu biliyor ailesine ilişkin detayları öğreniyor. Yani kadın hesaplı ve planlı ama erkek sadece o anı yaşıyor. O zaman kadın neden hemcinsini düşünmüyor ve empati kurmuyor. Adamın verdiği ile yetinmiyor tamamına sahip olmak istiyor, adam kendine gelince ve olan bitenin farkına varınca kaçıyor ama o zamanda kadın çirkefleşiyor. Zaten aldatılan ka dınların olaydan genelde bu safhada haberi oluyor. Erkek o sırada ortaya çıkan krizi iyi yönetse haberi de olmayacak belki kadının...

İnancım odur ki, bir olay varsa bunun her iki tarafı da var. Yani suçlu sadece aldatan (KADIN YA DA ERKEK) değildir. Suçlunun diğer tarafı da bana göre aldatılandır. Bunlarında  ayrıca irdelenmesi gerekir.

A.S
Ayşe Hanım, bu bence bir aldatma değil. Sevgilisi olarak gördüğünüz kişi aslında onun doktoru! Hanımefendi, size çok duygusuzca gelebilir ama eski eşinizin bence sıkıntısı evdeki berbat seks. Birlikte resimlerinizde gülümsemesinde gerçekten  samimiyet görebiliyorsanız iyi bir doktormuş diye düşünebilirsiniz. Tedavisi iyi yapılıp evine gönderilmiş adam mı sizi haberiniz olana dek mutlu eden? Bunu anlamanızı beklemiyorum. İyi günler dilerim.

V.Bulut
Merhaba
Yazınızda bir cümle o kadar dikkatimi çekti ki mail yazmaya kara verdim. Aynı sektördeyiz, ben de sunuculuk yapıyorum ve tüm yazınız bir kenara; Ayşe, dedim kendi kendime; "Acaba adamı dinlesen mi, bir şans daha versen mi? En iyi koca pişman koca mıdır? Kendinden önce evladını mı düşünmen lazım?"
 
Bu paragrafta "en iyi koca pişman koca mıdır?" cümlesi beni gerçekten
etkiledi. Bu cümleyi çok düşünmüştüm, sıradan bir kadın için beraberlik
bitirilir mi? Neden başkalarının ekmeğine yağ sürelim ki? Seven kadın
erkeğine sahip çıkar düşüncesi. Her şey affediliyor, ama hiçbir şey
unutulmuyor. İkinci kez o kadın ile beraber olmasa bile bence değişen pek
bir şey olmayacaktı. Çünkü kırmıştı, kandırmıştı. Gerisi sadece
alışkanlıktan ibaretti.. Aslında onun 2.kadın ile yaşadığı da sadece bir
alışkanlıktı. Ve o hep 2. kadındı, sen 1. kadın. Ama bu g erçeği değiştiremiyor. Kadın affediyor ama asla unutmuyor. O gücü
kendinde bulabilsen, vicdanını dinlemesen, kocanı zamanında sevmesen eminim
ki ona ilk şansı bile vermezdin. Ama sen içinden geleni yapmışsın o
sebepten ya da bu sebepten. Affetmişsin... Sen sevgine sahip çıkmışsın. O
ikinci kez mi yaptı, eminim her gecen gün ezikliğini hissediyordur...
 
İlkin günahı yoktur derler ya hani. Bu mantıktan bakarsak evet doğru
olanı yapmışsın, ikinci hata da bitirmişsin. Hem affetmek büyüklüktür ya...
Ben de affetmiştim o ikinci kez yapmamıştı hatayı. Ama ben unutamadım ona
dokunduğum her gün içim parçalandı ve bitti. Alışkanlığımda değil
sevdiğim adam da değil artık.
 
Denizcilerin Arjantin meyhanelerinde "kötü" kadınlarla
beraber yarattıkları bu dansın asıl hikâyesi, gidecek olanı
istemektir. Tango kalıcı olanların değil, hep gidecek olanların dansıdır.
Ele geçirilemeyenler arasında bir sessiz bir kavga...
Beraber bir tuzağın koynuna düşmeyi çok isteyen ve bunu ilk kimin
söyleyeceğini yoklayan bir kadınla bir adamın dansı...
Çok korkan belli etmeyen iki kişinin birbirine meydan okuyuşu... "Sevdim
de vermediler" ağlaşması değil, "Ben seni hiç sevmedim" yalanı.
Kim önce dökülecek, kim önce teslim olacak sınanması...

Astor Piazzola çalıyor...
Aklıma, giden denizcilerin tuzaklarına fena düşmüş, ama hiç düşmemiş gibi
yapmış, iki memesinin arasından kan sızarken dönüp giden adama bir kere
bile bakmamış kadınlar geliyor. Zor...

 Tango yapmak için biraz daha büyümek gerekiyor
Benim fikrime göre sen en erdemli davranışı yapmışsın tebrik ediyorum
 
H.E
Merhabalar yazınızı okudum evli değilim hiç evlenmedim. Evliliğin ucundan döndüm düğünüme üç ay kala nişanlımın bir senedir başka bir kadınla birlikte olduğunu öğrendim. Sanki ben suçluymuşum gibi onları tesadüf yakaladığımda sokak ortasında dayak yedim burnum kırıldı. Ailesi şikâyetçi olmamam için para bile teklif etti. Zaten şikâyetçi olmadım kıyamadım.

P.S: I Love You diye bir film var. Öyle bir koca istiyorum... Ya da eğer kocam beni aldatacaksa onun gibi yolun başındayken ölüp gitsin diyorum içimden.

D.Y
Ayşe hanım,

Kaybeden kocanız olmuş. Siz dimdik ayaktasınız, ne güzel. Siz ona bir şans daha vermek durumundaydınız (aynen benim gibi) çünkü aksi takdirde kafanızda hep bir soru işareti olacaktı. Ancak ikinci seferde geri adım atmamakta da haklıydınız (aynen benim gibi), zira pişman olan 2.sine girişmezdi, giriştiyse bu bitmez.

İnsanlar boşanırken ne çirkinleşiyorlar değil mi? Ben 2 aylık bir bebekle kalakalmıştım. Şimdi diyorum ki, iyi ki yolun başında oldu bitti, hayatımı bir yalanla bir on, yirmi sene daha geçirebilirdim. Ama ben de o naif, her şeye inanan halimi özlüyorum. Kocamı ise asla özlemiyorum. Acısını bir sonraki sevgilinizden çıkarıyorsunuz fitil fitil. Ama bir noktada durdum ve 'Hayatımın geri kalanını eski kocamın kurbanı olarak geçirmeyeceğim. Bugün son gündür" dedim. Ve şimdi mutluyum. Ve o adama nasıl âşık olmuş olabileceğime aklım almıyor. Karşılaştık sonra. Ben ona öfke bile duymadığımı fark ettim. Yeni hayatımda daha mutluydum ve artık onunla o kadının ilişkisini kıskanmıyordum. Ve onu, boşanırken bile çirkef olduğu için acınası bir anlayışla hatırlıyorum. Daha fazlasını yapamazdı, çünkü o bu kadardı işte. İnanın bu sözl erim öfkeden değil. Uzak olsun. İyi olsun.

 Sevgilisi hemen akabinde hamile kaldı. Canımı çok yakmaya uğraştılar, kendilerini haklı göstermeye çalışmak için. Hatanın bende olduğunu kendilerine ve dünyaya ispat için. Çok dürterlerse canım yanınca onların istedikleri tepkileri veririm diye. Oysa ben şuna inanırım. Bu tür hatalar karakter zayıflığından kaynaklanır. Ve bunu yapanların ayağına bu zayıflık er ya da geç dolanır...

M.
Yazınızı okurken fincanda çorba içiyordum, inanın kadının gelip kapıya dayandığı bölümde çorba boğazıma kaçtı ve boğuluyordum resmen. Ne kadar cesurmuş inanamadım.
 
2 sene önce bende seri aldatılmalar yaşadım. Ama farklı kadınlarla...
Sizin hikâyenizden farklı olarak çirkefleşen hep ben oldum. Yıktım, döktüm, parçaladım.
Allahtan sizinki gibi biriyle karşılaşmadım.
 
İlk olarak aldatıldığımı tesadüf eseri, bilgisayarındaki bir grup seks muhabbetinden öğrendim. İnanmak istemediğim için, şirketin bilgisayarı, kim bilir kimin diyerek üstünü kapattım kendimce. Fakat iki gece sonra odaya girdiğimde, bilgisayarı ne yapacağını bilemeden kapatıp
paldır küldür elinden düşürdüğünde, emin oldum. Var bir şeyler, düş peşine.
Casus bir yazılım aldım ve bilgisayarına yükledim. O klavyede her tıkladığında, ne yazıyorsa, ne görüyorsa mailime düştü.  ;Gördüklerim, öğrendiklerim korkunçtu.
 
Ben hayatımın saflığını yaparak, 26 yaşındayken 41 yaşındaki kocası tarafından aldatılmış kadın olarak herkese bunu söyledim. Herkes tepeme üşüştü tabi. Kimi boşan, sana ne olur ki, o düşünsün gibilerinden yangını körükledi de körükledi, kimi de çocuğun var otur biraz daha düşün dedi. Ama o günün savaş kıyamet atmosferinde göremediğim bir şeyi sonradan gördüm ki; hiç kimse aynı şey başına gelse, size söylediklerini yapmaz.
Tabi olay peş peşe gelen pişmanlık konuşmaları, yalvarmalar, ikna etme çalışmalarıyla devam etti karşı cephede. Ta ki benim avukata gittiğimi öğrenene kadar. Birden parası kalmadı, üzerine olan mülkler satıldı, maaşı 10 da 1'i kadarına düştü. İnanılır gibi değildi. Beni hiçbir şey vermeden boşanmakla tehdit ederek terbiye etmeye çalışıyordu.  Birde utanmadan, yasal olarak ne var ne yoksa çıkarıyordu üstünden. O dönem 2 yaşında olan kızımı da alıp öylece babamın evine gitm em gerekiyordu. Öylece... Çulsuz çaputsuz...

 Sizin kadar cesur olamadım. Çok iyi bir üniversiteden iyi bir öğrenci olarak mezun olmuştum, eşimin durumu iyi, ihtiyacım yok diye çalışmamıştım, çocuğuma bakmayı yeğlemiştim. Fakat aldatılacağım aklıma gelmemişti işte. Öylece kalakaldım. Evladımın düzenini bozup, ait hissettiği yerden alıp bambaşka bir yere koymaya ve belki de mücadele etmeye cesaret edemedim. O kadar cesur olamadım. Sonrasında her şey rutinine girdi ve bir daha aldatıldım, yakaladım. Bir kez daha ve bir kez daha... İşin dramatik yanı, ben alıştım.
Ne hali varsa görsün demeye başladım. Ve bizimki benim tepkisizliğimi görmeye başladığında düzelmeye karar verdi. Sonuç; hala bu adamla evliyim. Doktorlara gittik, terapiler gördük. Bilmiyorum, doktor terapileri sonrasında aldattı mı hiç?
Ama inanın ne aşka, ne sadakate ne de o toz  pembe mutlu hayatlara inancım kalmadı hiç.
Aldatılıp da mutl u birlikteliklere hala inanıyor olanlara feci özeniyorum.
Onların tekrar mutlu olabilirim inançlarına...
 
Allah evladıma "şimdiki aklım olsa..." pişmanlığını yaşatmasın.
Kimsenin çocuğuna...
 
G.G
Sevgili Ayşe Aral,

Bu tip hikâyelerin son perdesi hep aynıdır ama farklıdır da. Senin gibi başarılı kadınlar bir şeyi hep unuturlar oda kocalarının sadece eve para getiren biri olmadığıdır!

Bir erkek değer görmek ister, fark edilmeyi bekler ama karısı onu evin köşesinde duran yılların masası ile karıştırıp sadece davetlerde üzeri süslenecek bir nesne olduğunu sanır. İşte bu durumda zaten pek zeki olmayan erkek içinde eksikliğini hissettiği ama zekâsının düşüklüğünden dolayı adlandıramadığı bu boşluğu onu ağına düşürmek isteyen kurnaz bir kadında aramaya başlar.

 Bundan sonrasında erkek yoktur hep o ikinci kadın var ve tüm olayların onun kaleme aldığı senaryo içinde gelişir zavallı aldatan erkek ise-artık fark edildiğini sanıp cinsel bir varlığı olduğunu sanan enayi-bu komedide sadece rolünü oynar.

 Sevgili Ayşe senin bir kadın olarak kızgınlığın herkesten önce kendine olmalı zira üst üste işlediğin 3 önemli hatan olmuştur:

 -Erkeğini eve para getiren biri olarak görmüşsün

-Onu kaptırdığın diğer kadının dediklerine kanmışsın

-Başından geçenleri hüzünlü bir yazı olarak kaleme almışsın

 Sen kurnaz bir kadın olsaydın:

 -Aslında beyinsel olarak aygırdan düşük olan kocana biraz erkekliğini yaşatırdın (Bu her zaman cinsellik değil ona bir şeyleri sormak veya bazı kararların onun vermesini sağlamak)

-Diğer kadının sana söylediklerinin tam tersini yapardın

-Yazdığın bu yazıyı biraz komedi havasında sanki iki şapşalın aşkını anlatıyormuşçasına yazardın

 Sevgili Ayşe yine de bir şeyi söylemeden geçemem: Belki çok kurnaz bir kadın değilsin ama iyi bir insan olduğuna inanıyorum

T.A
Her kadının başına geliyor bu değil mi? Benim annemin başına da geldi ama o hep affetti eğer bugün olsa annemin arkasında durur bitirirdim. Tahammül edilemeyecek bir şey. Herkes kadında da suç var diyorlar. Yok kardeşim yok kadında falan suç yok o kadar aç ki bu erkekler doyuramıyorsun memeyi ağzından çektiğin an ağlaya ağlaya aramaya başlıyorlar. Bende bu aralar evlilik düşünmeye başlamışken tek korkum bu işte... Ya benim başıma da gelirse? Aslında eminim gelecek.. ama ben o belanın üstesinden gelebilir miyim bilmiyorum. Nefret ediyorum bu aç erkek ve para yemek için onlara yapışan ahlaksız kadınlardan.

Y.D
Merhabalar, ben A.Y Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Yazınızı kalbimden yaşlar akarak okudum, okudum, okudum. Sonra yetmedi bide anneme okudum. Ben şu an 26 yaşında başından 9 aylık bir evlilik (bir felaket) geçmiş genç bir bayanım. 24 yaşımda yaptığım çok büyük bir hatayla evlendim ve çok kısa bir süre sonra koca sıfatının beni defalarca ve çok değişik kişilerle aldattığını öğrendim. Sizinkiyle çok benzer ancak aramızda koca bir fark var. Ben hemcinslerimle değil KARŞI CİNSLERİMLE aldatıldığımı öğrendim. Sıfır bir cinsel hayat, her saniye sınırsız kavga ve psikolojik işkencelerle 9 aylık sınavımı hayatımı kurtaran dostum yasemin ve Yaradan'ın vesileleriyle atlattım. Şimdi hayatımın bu filmi, hayatımda izlediğim en komik film, artık gözümden gülerken akan yaşlarla anlatıyorum bu zor sınavımı insanlara, ibret olsunda benim gibi bir kaç tatlı söze inanmasınlar diye...
Hayatımda hiç Allah a isyan etmedim, heleki bu olayda hiç... Çünkü benim bu fani hayattaki tek isteğim, saf sevgi... Yaradan beni onu ne kadar çok sevdiğimi göstermem için başıma bu olayı verdiğini düşünüyorum, ona hiç isyan etmedim, Onu sonsuz seviyorum ve bu sınavı da aldım, kabul ettim, başımla beraber dedim ve yendim. Allah bana yardımcı olan herkesten sonsuz razı olsun. Sizin de ona olan sevginizi öğrenmek istemiş olacak ki sizi de böyle talihsiz bir olayla denemiş. Anladım ki insan acı içindeyken Allah a daha da çok yaklaşıyor.
İlahi adalete hep güvenmeniz dileğiyle...


A.Y
Sevgili Ayşe;
 
Evlendiğimizde ben on beş o işe yirmi altı yaşındaydı. Yooo öyle aile baskısıyla falan evlenmedim. Severek de evlenmedim. Görücü usulü evlendik ilk günden itibaren çok sevdim O'nu. Maddi durumumuz da Türkiye ortalamasının çok çok üstündeydi. İstanbul'un en iyi semtinde evimiz vardı. Son model arabalarımız vardı.  Evli kaldığımız yirmi üç yıl boyunca beni bir kez incittiğini bilmem. Ağzından bir tek kötü söz çıktığını bilmem. Maddi manevi bir dediğimi iki ettiğini bilmem. Yapmak istediğim her konuda bana destek oldu. Yılda bir defa çocuklarımızla tatile giderdik bir defada biz baş başa tatile gider balayımızı yinelerdik. Yirmi üç yıl boyunca her gün birkaç defa bana SMS göndererek birkaç defada telefonla arayarak "beni sevdiğini" söylerdi. Bir akşam eve geç geldiği olmamıştır. Bir tek hafta sonu bizden ayrı dışarı çıktığını bilmem. Hafta sonları ailecek gezer, dolaşır, dışarıda yem eğimizi yer kahvelerimiz içer evimize gelirdik. Cinsel hayatımızda ilk günkü heyecanı, şehveti, tutkuyu hep hissettirdi bana, zamanla daha çok ister daha çok arzu eder oldu beni. Hiçbir özel günümüzü unutmadı, hediyeler, sürprizler, kaçamak tatiller, türlü türlü organizasyonlarla mutlu etti beni. Çevremiz tarafından örnek gösterilen gıpta edilen bir çifttik. Peri masalı gibi yirmi üç yıl hayatım oldu. Hayatım oldu diyorum çünkü ben onunla, onun yanında, onun sevgisiyle büyüdüm... Zaman zaman sağdan soldan O'nun işte olması gereken saatlerde bir kadınla restoran da ya da lüks otellerde görüldüğüne dair sözler geldi kulağıma. "Mutluluğumuzu kıskanan habis ruhlu insanların uydurması" dedim güldüm geçtim. Aldatıldığıma dair en ufak şüphe duymadım. Hem nasıl duyabilirdim ki; O'nun karanlık, gizemli yanı yoktur.

Bir akşam o beni dışarıda akşam yemeğine davet etti. Kim bilir belki eve hiç dönmeyiz geceyi bir otelin süit odasında geçirebilirdik. En şık elbisemi seçtim hatta yeni bir ayakkabı aldım kendime. Yemek yiyeceğimiz restoranda buluştuk Onunla. Yine o gülen kocaman gözleriyle batı bana. Yine gözlerinde hayranlık vardı. İçinden "işte güzel karım bana doğru geliyor" diye geçirmiştir. Beni hep "Güzel Karım" diye severdi. Sarıldı bana sıkı sıkı, kocaman öpücük kondurdu dudağıma. Yemekler sipariş edildi, şaraplar söylendi... Kocaman gözlerini gözlerime dikip "Benim on üç yıllık ilişkim var. Hatta bu ilişkiden beş yaşında bir oğlum var" sözleri döküldü az önce beni öpen dudaklarından. Kulaklarımın duyduğunu benim algılamadı... İşte o anda dünya durdu, zaman durdu, hayat durdu sadece O konuşmaya devam etti. "Seni sevdim, ona âşık oldum. Sakın bana o kadını terk et, o kadından ay rıl deme. Ben ondan vazgeçemem ister kal resmi nikâhlı eşim olarak bu evliliği devam ettir, istersen boşanalım"  sözleri saplandı yirmi üç yıllık evliliğime. "Neden şimdi, neden on üç yıl sonra bu itiraf" diyebildim bedenimde son kalan nefesimle... "Yoruldum artık çok yoruldum bu yalanla yaşamaktan" dedi her zaman ki soğukkanlılığıyla.

Bu yemeğin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu bir yıl, ne O'nu gördüm ne sesini duydum ne de boşanmak için dava açabildim. O akşam o yemekte duran hayatımın saati bir daha çalışmadı. Benim için zamanın tekrar akmaya başladığı anda ilk işim boşanma davası açmak olacak. Bu hikâyenin tek komik yanı da nedir biliyor musunuz? Ne aldatılmak, ne O'nun başka bir kadından çocuğu olması değil beni inciten. Beni en çok acıtan; bana yarattığı sahte peri masalı... En zayıf anımda en acıtan yerimden vurdu

R.

Merhaba .17 yaşıma basacağım haftaya. Ne alaka değil mi? niye yazıyorum şimdi ben ?

Henüz ikinci sınıftayken annem gecenin bir yarısı kalkıp ağlamaya başladı. Babam şehir dışında çalışıyordu. Büyük bir şirketimiz vardı. Onu yönetmesi gerekiyordu(!) Çocuk aklı gittim sordum annecim ne oldu? Yoktu bir şey, olsa da var demezdi. Ama bir gün o kadar çok canı acımış ki, aldı beni karşısına, "bak" dedi. "Bunları sana anlatmayı istemezdim. Anlamayacağını da biliyorum, ama babanın hayatında başka biri var. Şimdi söz ver bana.. Baban bilmeyecek bildiğini. Ağlamak da yok. Sen benim her şeyimsin dedi ve koyuverdi kendini. Ben o sekiz yaşımdaki halimle teselli ettim onu. Sevimli büyük ayıma sarılıp saatlerce ağladım. Çünkü babam, babam benim her şeyimdi. Kralım. Koruyucu meleğim. Bunun devamındaki 6 yıl boyunca çok şey oldu. Köprüden çok sular aktı. Annem hiç bir zaman babamı kötülemedi. Gariptir. Bu süre zarfında babam boşanma davası açtı. 5. sınıft aydım. Eve geldim. Kapı açık. Annem elinde boşanma celbiyle sabitlemiş bakışlarını duruyor. Kaldım öylece. Gittim yavaşça kâğıdı aldım baktım. Nedenleri okudum. Hareket etmedim tepki bile vermedim. Sonra çok ağladığımı hatırlıyorum annemin sakinleştiremediğini. O gün, babamın benim için öldüğünü anladım. Sonra sihirli bir değnek dokundu ona ve boşanma davasını geri çekti. "âşık olmuştu." o âşık olduğu için ben çocukluğumu kaybetmiştim. büyümüştüm birden.. Sırf âşık olduğu için. Babalar âşık olunca, kızlar büyür. Ayrıldı o kadından. Ya da kadın ondan... Çünkü o büyük şirket batmıştı. Gelen bir para yoktu. Durmanın anlamı da yoktu. Babam âşıktı ama kadın onun parasına âşıktı. Yorgan gitti kavga bitti misali. Kötü olansa annemin her şeye rağmen sevmesiydi babamı.

Baba demeye çekiniyorum ona. Kaç yıl oldu kaç yıl geçti. Unutmadım... Sanki babam hep baba... Biz hep aileymişiz gibi. Hala da rolümü en iyi şekilde yerine getiriyorum. Neden biliyor musunuz? İçinizde her gün öldürdüğünüz baba, giden çocukluk " kızım ben geri geldim" demekle dirilmiyor çünkü... Aşka inanç. Yok, o da gelmiyor... Aşk acı çünkü. çünkü babalar aşık olur. Kızları büyür. Bütün olay bundan ibarettir...

S.M
Merhaba Ayşe

 Yazılarınızı keyifle okuyorum ama  '' ALIN SİZE ALDATMA. '' Bana da bir an yasadıklarımı hatırlattı ben daha 23 yasındayım ve lise 1 den beri konuştuğum bir arkadaşım vardı her şey çok güzel gidiyordu. İlişkimizin 4. senesiydi ve ona âşık olduğum kadar kimseye olamam diye düşünüyordum. Her şey iyiydi her şey güzeldi ta ki bir ağustos aksamı öğrendiklerim beni yıkana kadar. En iyi arkadaşımla  beni aldatışını öğrenene kadar...  Sevdiğim ve evlenmeyi düşündüğümüz hatta nişan yaptığımız o esmer çocuk beni en yakın arkadaşımla gözümün içine baka baka aldatmıştı... Bu hata benimdi aslında onu arkadaşımla tanıştırmakta yaptım ben en büyük hatayı ve  olaya bakın sanki Dallas'tayız buna inanmak mümkün değilken yakın arkadaşımın da nişanlımın en yakın arkadaşıyla beraberlik yasıyordu. Bu durum nasıl olur diye günlerce ağladım bana gönderilen konuşmalarını okuduğumda ise çılgına döndüm. Ben ve diğer o çocuk aldatmayı hak eden ne yaptığımızı bilmiyorum ama ikisi de şerefsizmiş diye düşündüm içimden. Ben ki sevdiğinin bir dediğini iki etmeyen kavga etmeyelim diye hep onu hoş tutarken bana yaptığını ben kaldıramadım bir gece bütün ilaçları içim intihara kalkıştım ama ondada başarılı olamadım diyebilirim.  Bütün gece istifra edip durdum ve ölümü bile becerememiştim. Şimdi bu yazıyı okuyunca benimde sizin dediğiniz gibi anılarım hortladı. Gerçi hiç geçmemişti onla evlenmemiştik bile. Bir de çocuğum olmadığı için şuan şükrediyorum. Çünkü bizim ailede boşanma biraz tuhaf karşılanır. Dul bayan iyi değil gözüyle bakılır. Kaçınca yüzyıldayız diyeceksiniz ama bizimkiler hala geri kafalılar tabiri caiz ise. Hani diyorsunuz ya insanlar ne kadar kötüleşebiliyor bir zamanlar en çok sevdiğin olanlar evet insanlar bazen çok çirkinleşiyorlar kalbini hiç acımadan kırabiliyorlar ama bilmiyorlar ki geride bıraktıkları kadar kimse sevemeyecektir onları...

B.A
Ayşecim Selam,

Yazını okudum ve ben de her kadın gibi "vay hayvan" dedim içimden... Kusura bakma,  ne olsa çocuğunun babası, ama dedim yani bunu, senden saklasam neye yarar...

Ben 25 yaşındayım ama su yaşımda bile o kadar çok ayrılık, aldatma hikâyesi duydum ve yakin çevremde yasadım ki gittikçe daha az tepki verir oldum. Sanırım bu kadar çok anlatılmasından, konuşulmasından da hoşlanmıyorum bunların. Konuşuldukça, gün yüzüne çıktıkça meşrulaşıyor... Diyebilirsin ki konuş konuşma, bu isler gırla yürüyor diye...Evet doğru, en azından ayni hikayeyi paylasan kadınları ya da bazen erkekleri bir araya toplamanın yöntemi olabilir bu tip olayları dile getirmek...Ama dile getirmekle kalmıyor iste, dilleniyor, dallanıyor, budaklanıyor ve gün geliyor "nifak tohumları" çiçek muamelesi görüp her yani sarıyor!


Herkesin ölüp bittiği dizilere bak, illa ki bir aldatma var... Ve aldatmayı, hakli çıkaracak bir neden de: AŞK! Hadi oradan! Bu kadar çok aldatma, boşanma hikâyesi duyulmasa dönüp gider erkekler, buna zor cesaret ederler! Kadın için de geçerli tabi... Bu ülkede rol model Bihter ile Behlül olursa, daha çok yuva yıkılır! Aldattım çünkü aşık oldum deyince, tamam o zaman der konumunda artik herkes... Herkes yanındakine cimdik atsın ve bir silkinsin istiyorum...


Bu arada eminim sana bugün bir dolu mail gelecek, herkes kendi hikâyesini anlatacak! Hep beraber "adi erkekler" diye bağıracağız... Ama erkekler de bunu bir başına yapmıyor... "Ben zoru severim" edasıyla, sahipli adamların poposunda  gezen aç kurtlar oldukça, saf salak adamlar, egolarını cilalamak için peşlerinden gitmeye devam edecek..

 

Haberi Paylaşın:

sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN


Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

YORUMLAR

Toplam 1 adet yorum eklenmiştir.
07 Kasım 2011 03:45

MB

herkez aldattı ben aldatıldım ve yeni ögreniyorum suan hemdee okadar igrenç bi kız ki napcagımı bilmiyorum kıskançlık dceksiniz ama ciddiyim çok iğrenç ve benm sevgilim dyememek bana...herkez aldattı ben aldatıldım ve yeni ögreniyorum suan hemdee okadar igrenç bi kız ki napcagımı bilmiyorum kıskançlık dceksiniz ama ciddiyim çok iğrenç ve benm sevgilim dyememek bana koydu daha sölemedım bni aldattın mı diye çok zor bnm için birlikte oldgum ve herşeyimi verdigim adama bni aladattın mı demek ne acı ne kötüü :(» Yorumun Devamı

Facebook Sayfamız