
Yasemin Çongar, Taraf gazetesinden yazdı...
Taraf'ın 12 haziranda "AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı" başlığıyla yayımladığı belgenin altında imzası olan Kurmay Albay Dursun Çiçek hakkındaki suçlama, gözleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'a çeviriyor.
Albay Çiçek'in tutuklanmasına, sonra da 24 saat içinde tahliyesine şaşırmak ve/veya üzülmek, hakkındaki suçlamanın ne anlama geldiği konusunda akıl ve dil tutulmasına yol açmamalı.
Üst rütbeli bir muvazzaf subayın "yasadışı örgüt üyeliği" suçundan tutuklanabilmesi kuşkusuz vahim bir gelişme...
Ama bu gelişmenin işaret ettiği olasılıkları gözden kaçırmak, yarattığı soruları cevapsız bırakmak ve tabii en önemlisi de, doğurduğu sorumlulukları geçiştirmek çok daha büyük bir vahametin kapısını aralayabilir.
İşte bu noktada Başbuğ'a büyük görev düşüyor.
***
Öncelikle şunu akılda tutmalıyız; Albay Çiçek suçu kanıtlanıncaya dek "masum"dur.
Ancak Çiçek'in, hakkındaki hüküm kesinleşmedikçe "masum" sayılması gereği, "şüpheli" statüsünü ve 1 Temmuz 2009 itibariyle Ergenekon Davası'nda müstakbel "sanık" olmasını değiştirmiyor.
Albay'ın bu konumda olması, özelde Genelkurmay ve Türk Silahlı Kuvvetleri açısından, genelde de bütün toplum açısından "alarm verici" bir durum.
Neden alarm verici?
Çünkü Dursun Çiçek sıradan bir şahıs değil...
"Kıdemli Kurmay Albay" rütbesine sahip ve amirallik sırasında...
Daha da önemlisi, Genelkurmay Bilgi Destek Şube Müdürlüğü'nde, "psikolojik harekât" konusunda çalışıyor.
Yani, Türk ordusunun tepe karargâhının kalbinde görev yapan üst rütbeli bir subaydan söz ediyoruz.
Bu kurmay subayın, Genelkurmay Askerî Savcılığı ve bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından kamuoyu önünde hararetle savunulmasından sadece dört gün sonra, sivil bir mahkemece "yasadışı örgüt üyesi" olduğu gerekçesiyle tutuklanabilmesi, hakkındaki iddianın sağlam delillerle desteklendiğini düşündürtüyor; dün akşamki jet tahliye kararı bu keyfiyeti değiştirmiyor.
Ortada çok ciddi bir suçlama var ve o suçlama, Türk ordusunun tepe karargâhının kalbini ilgilendiriyor.
***
Orgeneral Başbuğ, o karargâhın komutanı olarak, Albay Çiçek'in tutuklanmasının gündeme getirdiği olasılık, soru ve sorumlulukların birinci derecedeki muhatabıdır.
Başbuğ'un, İrticayla Mücadele Eylem Planı'ndan "kâğıt parçası" diye bahsettiğini; Albay Çiçek hakkında yeterli delil olmadığı için kovuşturmaya gerek olmadığına inandığını; en azından 26 haziran itibariyle, ilgili belgenin gerçekliğinin daha fazla araştırılmasına gerek bile duymadığını ve yeni delillerle başlayabilecek yeni bir soruşturmanın da siviller eliyle yürütülmesine karşı çıktığını biliyoruz.
Son beş günde yaşananlar, özellikle de Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Taner'le yaptığı görüşmeler, Başbuğ'un fikrini değiştirmiş olabilir.
Ama bence "ciddi zaaflar" içeren son basın toplantısındaki tutumunu gözden geçirse de geçirmese de, Başbuğ'un bugün artık savsaklayamayacağı bir dizi soru var.
Bu soruların öncülü, "İrticayla Mücadele Eylem Planı'ndan daha önce haberiniz var mıydı; bu plan sizin emrinizle mi hazırlandı" sorusudur.
Eğer Başbuğ, buna bugün hâlâ, "Hakaret sayarım" diye net bir "ret" cevabı verebiliyorsa, biz de bu cevabı "makbul" sayar ve kendisine yönelik temmuz sorularına geçebiliriz:
• Eğer Çiçek, karargâhınızda gerçekten de suçlandığı türden bir faaliyet yürüttüyse, sizin bundan bihaber kalmanız mümkün mü? Ya da nasıl mümkün? Ve eğer varsa, bu zaafı nasıl ortadan kaldıracaksınız?
| YORUMLAR (0 adet) | Yorum Yaz |
|---|
| Diğer Haberler |
Bugünlerde Türkiye’nin çeşitli illerinde demokratik açılım çalışmalarını a…
Devamı »
| ||
Sitemiz Anadolu Ajansı Abonesidir |