Dağda seks yaşantısı var mı?

Kandil'den Türkiye'ye gelen açılımın ilk grubundaki kadınlar dağdaki hayatı ve Türkiye'ye döndüklerinde yaşadıklarını anlattı.

Dağda seks yaşantısı var mı?
Son Güncelleme: 12:22 08 Kasım 2009, Pazar

Pişmanlık yasasından yararlanmak istiyorlar mı? Dağda evlilik, vesaire kurumlar var mı?

Ayşe Düzkan'ın röportajı

Ekim'in 19'unda Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giren ve kendilerini Barış Heyeti olarak tanımlayan grup birçok tartışmaya yol açtı. Onları karşılayanlar arasında DTP'li milletvekillerinin olması, giysileri, amaçları hala konuşuluyor. Biz de Mahmur ve Kandil kamplarından Türkiye'ye dönüş yapan kadınlarla buluştuk ve bu soruların cevapları ile oradaki günük hayatın ayrıntılarını öğrenmeye çalıştık.

Fotoğraf çekimi için, dışarı çıkıyoruz. Genç kızlar, delikanlılar tanışmak istiyor. Elinde oğlunun ya da kızının fotoğrafıyla gelenler de var. Kimi "Onu gördünüz mü?" diyor, kimi de "Mezarı nerede biliyor musunuz?" Gülbahar "Mahmur'da yaşayan 12 bin kişinin yakınları için bir ‘şehitlik' yapılmış" diyor ve devam ediyor: "Binin üzerinde insanın resmi var. Ailelerin namaz kılması için de yerler yapıldı. Gerçi her baskında ilk bombalanan orası oluyor."

Gülbahar Çiçek, Vilayet Yakut gibi, Kandil kampından döndü. Amina Sağat ve Cane Kabul ise Mahmur'dan. Diyarbakır'daki bir gazeteci arkadaşımızın deyimiyle hepsinin bir hikayesi var. Amina Sağat ve Cane Kabul Mahmur'da okuldan hastaneye, kuaförden terzihaneye her türden kurumu, belediyesi olan bir kamp kurduklarını, tarım ve hayvancılık yaptıklarını anlatıyor. Dördü de barışın önünü açmak amacıyla geri döndüklerini söylüyor. Hepimizin özlediği, hedeflediği, yurtta ve dünyada görmek istediği barış...

Hep gelmeyi hedefliyorduk

Onun yüzünü yıllar öncesinden, İstanbul'da, kadın özgürlüğüne yönelik toplantılardan, gösterilerden hatırlıyorum. Vilayet Yakut Diyarbakırlı, 1980 doğumlu, 1999 yılında dağa çıkmış.

• Bu tercihi neden ve nasıl yaptın?

Ailemde birçok kayıp var, oturduğumuz Bağlar semtinde günde en az 1-2 kişi kasaturayla vurulurdu. 1996'da 10 kişi ölüp 24 kişi yaralandığında Diyarbakır Cezaevi'nde babam dahil bizim aileden beş kişi vardı. Genç olarak da kendimizi ifade edebileceğimiz bir yer bulamıyorduk. Bir yandan ölümler, gözyaşı, sokakta vurulanlar, dağda iki taraftan ölenler... Bu sürece dur demek ya da kendime dur demek gerekiyordu.

• Orada internet kullanılır mı?

Yok kullanılmaz. Cep telefonu da kullanamazsın. Güvenlik açısından uygun değil. Radyo dinler arkadaşlar, televizyondan haberleri takip edersin.

• Yakınlarını gördün mü geldiğinde?

Annem burada olduğu için gördüm geldiğimde. Tabii insan evladını sağ görünce çok duygulanıyor. Onlar da bir umut kapısı açabilmemizi istiyor.

• Ne düşündün buraya gelirken?

Bunu aklımdan geçirmezdim de.... Hepimiz bir gün buraya gelmeyi hedefliyorduk.

• Pişmanlık yasasından yararlanmak gibi bir amaç var mı?

Kesinlikle yok. Çünkü biz teslim olmak için gelmedik. Öyle olsaydı, çok rahat biçimde sessizce gelirdik, teslim olurduk ya da teslim olmadan ailemize giderdik.

Bir sürü şeyi tepip gidiyorsun

• Evlilik nasıldır orada ya da mesela aşık olunur mu?

Orada yoldaşlık ilişkileri vardır. Evlilik, vesaire kurumlar yok. Sen bir sisteme karşı mücadele ediyorsun. Onun için orada evlilikler de fazla anlam bulmaz. Niyet o olmuş olsa zaten kimse kalkıp buradan gitmez oraya, bu sistem içerisinde evlenir, yaşamını farklı boyutlara kadar da sürdürür.

• Burada kadınlar mesela fön çektirir, süslenir, orada bunlarla ilgili bir yoksunluk hissedilir mi?

Her kadın her yerde, nerede olursa olsun kendisine bakmalı, her yönden. Bu dağda da olur, başka yerde de. Kadının ruhu her yerde olmalı ama dediniz ya föndür ya da boyanmaktır, o özenti yok. O özenti olsaydı hiçbirimiz bu sistemden kopamazdık. İstersen bunun içinde yaşarsın ama sen bunların hepsini tepip bir yere gidiyorsun.

80 gün boyunca meşe palamudu yedik

Amina Sağat ve Cane Kabul Mahmur kampından dönenlerden. Hiç Türkçe bilmedikleri için tercüman aracılığıyla görüştük onlarla. Kaderleri birbirine çok benziyor, Amina Sağat Uludere, Cane Kabul ise Avian köyünden. Amina 1984'te köy baskınları yüzünden göç ettiği Şırnak'ta 1992 Nevruz'una kadar kalmış. Cane ise aynı dönemi şöyle anlatıyor: "1984'te çatışmalar başlayınca bizim köye de askerler geldi. Karabela adında bir subay vardı. Bir gün köyde hiç erkek yoktu, eşim de askerdeydi, 100 kadını bir yere topladı. İçinde hamilesi var, çocuklusu var. Bizi Şırnak'a doğru yürütmeye başladı. Tabur komutanına ‘Yüz kadın getirdim' dedi. Komutan ‘Bu insanları niye getirip başımıza bela ettin, gönder yerlerine' deyince bizi geri gönderdiler."

Koyun otlatırken öldürülenler, işkenceler içinde geçen altı yılın ardından onunki de dahil altı köyden koruculuk yapması istenmiş. Hepsi Şırnak'a göç etmişler. Cane, oradan ayrılmalarına sebep olan olayı şöyle anlatıyor. "Ateş etmeye başladılar. Üç gün boyunca bir odada hiç kıpırdamadan, başımızı kaldırmadan bekledik. Çocuklar aç susuz ağlıyor, üstümüzdeki bina vuruluyor, yıkılıyor. Ardından evime gittim. Komşum Halime hamileydi, evine top isabet etmiş, kendi bir yerde yatıyor, karnındaki bebeği başka bir tarafa fırlamış." Bunu anlatırken gözyaşlarına boğuluyor Cane. Aynı yıllarda Amina Sağat ve ailesi Irak'taki Zaho'ya gitme kararı almışlar. Tıpkı Cane ve ailesi gibi. Irak'a gitmelerinin önü açılmış, pasaportları bile sorulmadan geçmişler sınırdan.

NAYLONDAN ÇADIR YAPTIK

İki kadın da Irak'ta çeşitli kamplarda, çöl sıcağında kendilerini koruyacak naylondan başka bir şey olmadan kalmış, mayına basıp bacağını kaybedenlere, su aramaya giden 8 yaşındaki Zilan'ın öldürülmesine, 80 günlük yiyecek ambargosunda ekmek yapıp yedikleri meşe palamutlarını toplamaya giden iki yaşlı adamın başları kesilmiş halde bulunmasına şahit olmuşlar. Birleşmiş Milletler'in mültecilik statüsü taleplerini siyasi anlamda kabul etmesi için açlık grevi yapmışlar. Sonunda taşlar ve akreplerden başka bir şeyin bulunmadığı Mahmur'a varmışlar. İlk gece, açıkta yatarken yirmi kişi akrep sokması yüzünden ölmüş. O çölde ilk inşa ettikleri bina çocukları için bir okul olmuş. Cane, "Kendimizi güvende hissetmeye başlayınca bahçe ekmeye, ağaç dikmeye başladık. O çölde bir vaha yarattık. Araplar ‘Kürtler geldi biz yağmur gördük' diyorlar. Ben bunları anlatınca ‘Sen Mahmur'u çok özlemişsin' dedi biri. ‘Özledim ama biz her yeri Mahmur yapacağız' dedim. Biz orada bir yaşamı yoktan var ettik, burada da yaşamı kurarız. Komşum Halime'yi unutmadım. Onun yaşadıkları yaşanmasın diye buradayım" diyor. İkisinin de eşleri Mahmur'da kalmış; Amina "Kadının da kendi başına bir şeyler yapabileceğini kanıtladık. Erkekler de bunu kabul etti, eşim de bana destek oldu ve sadece ‘Güle güle' dedi" diyor.

Habur'da bizi karşılayan esas olarak halktı

Kandil'den gelen Gülbahar Çiçek sorularımızı cevapladı.

• 1999'da gelen Barış Heyeti hemen tutuklanmıştı.

O arkadaşları ben İstanbul'da, cezaevinde karşıladım. Kapıda bizler de onlar gibi olabiliriz diye düşündük. Niyetimiz neydi? Sadece önderliğin çağrısı, partinin açıklaması değil. Bizler de basını takip ediyorduk. Barışta ısrarlıydık ve sürecin tıkanıklığını bizler de görüyorduk.

• Gönüllü mü karar verildi?

Tabii. Ben 14'ünde önermiştim, 15'inde kabul edildi. İnanamadım, dedim son dakikada bir şey olacak. Ama kapıya gelince inandım.

• DTP'lilerin sizi karşılaması çok tartışıldı.

Bizi esas olarak halk karşıladı. DTP otobüsü içinde de milletvekilleri vardı, doğru ama aileler, aydınlar ve başka insanlar da vardı. Başka türlü de olabilirdi, biz bunları deneme yanılma yoluyla görüyoruz. DTP'liler çağrı yapmıştı ama birkaç gün içinde olup bitti her şey, oraya gelen yüz binleri birkaç günde getirmeye kimsenin gücü yetmezdi. Gece üçlerde miting yaptık. İnsanlar iki gün beklemişti, umudunu yitirip kenara çekilenler vardı. Bizi heyecanlandıran o kitleydi.

• Ne hissettiniz?

Dilim tutuldu, müthiş bir heyecan. Silopi'den Diyarbakır'a kadar beş dakikalık yolu saatlerle geçtik. Ve adım adım ilerlerken yükümün, sorumluluğumun daha da ağırlaştığını hissettim.

• Nedir o sorumluluk?

Barış. Milyonların içinde gözlerine bakabilir misin insanların? Ben bakıyordum. Müthiş bir sevinç, müthiş bir coşku. Ve barışı kucaklıyorlardı. Bize sarılırken mesela ‘Kızımın kokusu geliyor' diyorlardı. Bu sınır kapısından hep gerilla cenazeleri geldi. İlk defa canlı olarak geliyoruz. Kimileri soruyor; ‘Ekonomik olarak ne yapacaksınız? Hangi mesleği düşünüyorsunuz?' Benim mesleğimi halk belirledi, barış elçisiyim.

ERKEKLERE EĞİTİM VERDİK

• Dağ hayatına uyum sağlamakta zorlanmadınız mı?

Ben bir işçi çocuğuydum, İstanbul'da zor koşullarda büyüdüm. 12'nci ayda gitmiştim, 7-8 saat yürüyerek arkadaşlara ulaşmıştım, kar var. Orada elektrik olmadığı için erken yatılıp erken kalkılır. Sohbetlerden sonra arkadaşlar bana çok iyi olmayan bir yerde yer yapmışlardı, orada uyudum, sabaha kadar da uyanmadım, ‘Sanki on yıldır bu dağlarda yaşıyorsun' demişlerdi. Kendimi onların yanında İstanbul'dan daha güvende hissettiğim için... Çünkü binlerce insan tutuklanmıştı. O yüzden kendimi evimde hissettim.

• Kadınlar için orada yaşama koşulları nasıldır?

Biz Kürt Kadın Hareketi olarak deneye yanıla düşe kalka öğreniyoruz. 1998'de kadın kurtuluş ideolojisi ilan edildi. Bunun içerisinde kadının irade olması, estetik, yurt sevgisi, barış, demokrasi gibi kadının özünde olan ilkeler kondu. Ben oradayken yapılan Üçüncü Kongre'de kadınlar dediler ki ‘Erkek de kendini dönüştürmezse boşa kürek sallamış gibi olacağız' O yüzden ilk defa kadın akademisi kuruldu, 15 arkadaş burada eğitime alındı. Genelde biz 150 kişinin içinde 15 kişiyken bu sefer erkekler 15 kişi 150 kişinin içinde oldu. Erkek arkadaşlar arasında farklı tartışmalar da oluyordu ama o arkadaşlar ‘Biz her şeye rağmen bir kadın eğitimi almak istiyoruz. Kadın duygusunu, kadın düşüncesini tanımak istiyoruz' dediler.

Orada tek giysi var gardırobumuz yok

• Biz burada sabunumuz, şampuanımız, ıslak mendilimiz olmasa yaşayamayız sanıyoruz. Bu açıdan oradaki hayat nasıldır? Mesela saçınızı neyle yıkarsınız?

Bıttım sabunu diyorlar. Arkadaşlar sabun ve şampuan kullanıyorlar. Bizim genel lojistiğimiz var. Bir baharda, bir sonbaharda genel liste hazırlanır. İhtiyaçlarımızı yazarız. Bu ihtiyaçlarımızı genelde bayan arkadaşlar giderir. Ama ıslak mendil yok mesela. El kremi gibi şeyler var, yaz ve kış koşulları çok serttir.

• Kıyafetleriniz çok konuşuldu. O kıyafetin sizin için simgesel bir anlamı var mı?

Bizim için manevi bir anlamı var tabii. Ama o kıyafetleri özellikle giymedik, bizim normal kıyafetimiz odur, buradaki gibi bir gardırobumuz yok. En fazla varsa aynı kıyafetten yedek vardır.

• Nerede dikilir?

Kendi terzihanemiz var. Her türlü kurumumuz var, matbaamız, hastanemiz, kütüphanemiz var.

• İnancı olan var mıdır?

Bir arkadaşımız katıldığında türbanlıydı, hala da örtülüdür. İlk zamanlar oruç tutmaya, namaz kılmaya çalıştı ama koşullar elvermediği için vazgeçti. Belki kuzeylilerin hepsi Sünni'dir ama farklı inançları olan insanlar da var. Biz dinleri insanlık tarihinde önemli kültürler olarak ele alıyoruz. Ezidi arkadaşların bayramını da kutluyoruz, Alevilerin aşuresini de. Kurban ve Şeker Bayramlarında da arkadaşlar tatlıdır, şekerdir getiriyorlar, bayramlaşmalar oluyor.

Star gazetesi-Pazar

 

Haberi Paylaşın:

sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN


Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.