Ölüm sandığımız kadar uzak değil

Esaretten kurtulmasının üzerinden aylar geçti. Hayatına ve mesleğine kaldığı yerden devam ediyor Bünyamin Aygün. Yaşadığı acı dolu günleri Sultan Sansarcı sordu, Bünyamin Aygün cevap verdi.

Ölüm sandığımız kadar uzak değil
Son Güncelleme: 00:56 26 Mayıs 2016, Perşembe

 

Esaretten kurtulmasının üzerinden aylar geçti. Hayatına ve mesleğine kaldığı yerden devam ediyor Bünyamin Aygün. Geçen 4-5 aylık zaman diliminde neler değişti hayat algısında merak ediyorum. “Tüm bu olaylardan sonra ister istemez bir değişim yaşıyorsunuz iç dünyanızda” diyen Aygün, “Maneviyatımın güçlendiğini söyleyebilirim. Maddiyattan uzaklaştım. Evimin hangi lüks semtte olduğu, arabamın modeli ve giysilerimin markasının hiçbir anlamı olmadığını gördüm. Bu dünyanın bir sonu var ve ölüm bizim sandığımız kadar bize uzak değil.” şeklinde konuşuyor. 

Sonsayfa Özel haber

Bünyamin Aygün, meslekte 20 yılı geride bırakma hazırlığında bir basın emekçisi. Gazeteciliği bir meslek olarak algılamanın ötesinde bir yaşam biçim olarak değerlendiren azınlıktan. Haberciliğin en meşakkatli kulvarında koşuyor o. Savaş bölgelerinde, sıcak çatışmaların göbeğinde çektiği fotoğraflar, yaptığı haberler ile tanınıyor. Hayalet Komutan olarak bilinen Heysem Topalca ile röportaj yapmak için gittiği Suriye’de esir düşen ve 40 gün boyunca hayatının en zor günlerini geçiren başarılı gazeteci ile hayat algısını değiştiren bu olay ve meslek ilkeleri üzerine konuştuk… 

“Yeni jenerasyon bu duyguyu kaçırdı”

“Bizim zamanımızda gazeteciliğin bir saygınlığı vardı” derdi mesleği 70’li yıllarda icra eden ablalarımız ağabeylerimiz. Günümüzdeki gidişattan pek de hoşnut olmadıklarını belli edercesine. Mesleğin böylesi kan kaybediyor olmasının gerekçesini ise “hafife alınması” olarak yorumlarlardı. Onlar ile aynı fikri paylaşıyor Milliyet Gazetesi Foto Muhabiri Bünyamin Aygün ve cümlelerine şöyle devam ediyor, “Gazetecilik bir iş değil bir yaşam biçimidir. Bu mesleğe tutku ile bağlı olanlar için değişmez bir kuraldır. Yeni jenerasyon bence bu duyguyu kaçırdığı için, 70’lerin 80’lerin parlak gazeteciliği yok şu anda. Herkesin gazeteci olduğu bir dönemdeyiz. Neyi nasıl yazdığınızın önemi yok artık, çok güçlü bir kaleminizin olmasına da gerek yok. Az biraz popüler bir kimlik iseniz ve bir gazetede yazmak istiyorsanız yeriniz hazır olabiliyor. Ben iki kuşak arasında mesleği icra eden bir gazeteciyim, yeni kuşak ile o, 70’li 80’li yılların gazetecileri arasındayım o nedenle bu tespiti çok kolay yapabiliyorum” 

“Bu meslek bana öğretti ki…!”

Bünyamin Aygün, mesleğin kişiliğine ve yaşam felsefesine olumlu bir takım etkileri olduğuna değinerek, “Olay örgüsünü ve şartları öğrenmeden insanları hatalarından dolayı yargılamamayı, kimi olayların göründüğü gibi olmadığını öğrendim. Bu meslek bana geniş düşünmeyi ve detaya inmeyi öğretti. Olayları sadece görünüş şekliyle değil de oluş, birkaç açıdan ele alma muhasebesini öğretti. İkincisi her şeye yaşadığım her şeye izin günümde ya da tatilde bile her olaya haber olarak bakmayı öğrendim. Hayata ve insanlara vizörün ardından bir fotoğraf kadrajından bakıyorum” diyor. 

“2. Körfez Savaşı”, fitili ateşledi

Savaş muhabirliği zordur. Benzetme yerindeyse ‘kelle koltukta’ çalışırsınız. Eğer hayata karşı az buçuk cengaver bir duruşunuz yok ise asla ve asla bu kulvarda koşamazsınız, nefesiniz ve gücünüz yetmez yorulursunuz. Maşallahı var Bünyamin Aygün bırakın koşmayı bu alanda depar bile atıyor. “Nasıl karar verdin savaş bölgelerinde çalışmaya?” soruma, bakın nasıl yanıt veriyor; “2002 de Doğan Haber Ajansı’nda çalışırken ABD ile Irak arasında 2. Körfez Savaşı patlak verdi. 2.5 ay sınırda görev aldım. Savaş atmosferinin tam da içine girmediğimiz için çok da heyecanlı ve keyifli geldi bana. Filistin intifadası, çeşitli tatbikatlar, doğal afetler derken, baktım keyif alıyorum böyle haberler yapmaktan bu alana kanalize olmaya karar verdim” 

“Hiç şikâyet etmedim”

Zor koşullarda da yaşamaktan ve görev yapmaktan hiç şikâyetçi olmadığını dile getiren Aygün, “Felaket bölgelerinde, savaş ve çatışma ortamlarında ve sonrası sıkıntılı zamanlar geçirirdik. Yiyecek ve su bulamadığımız zamanlar oldu, yatacak yer olmadığı için arabada da kaldık ama ben hiç bunlardan şikâyet etmedim. Çünkü oradan çektiğim bir kare fotoğrafın, yazılacak bir satır haberin kamuoyunun dikkatini çekerek, oraya daha çok yardım gelmesini sağlayacağını biliyorum” şeklinde konuşuyor.

“Tehlike aynı tehlike”

Savaş bölgesinde görev yapan bir gazeteci ile İstanbul’un göbeğinde görev yapan bir gazetecinin aynı oranda tehlike içinde olduğunu iddia ediyor Bünyamin Aygün. Çok da inandırıcı bulmadığım bu iddiaya itiraz etmeye yelteniyorum, sözümü kesiyor. Gerekçesini şu cümleler ile sağlam bir zemine oturtmaya çalışıyor Aygün, diyor ki; “Burada görev yapan meslektaşlarımızla birlikte daha bir cephe gerisinden takip ederiz gelişmeleri. Çok nadir zamanlarda çatışma ortamlarında kalırız. Üstelik savaş bölgesindeki gazeteciler çok da iyi bir şekilde korunur.”

“Bu defa her şeyi doğru yaptım”

Tam da bu noktada; “Çok iyi korunuyor olmana rağmen esir düştün ama” sorusunu yöneltiyorum usta gazeteciye; gülümsüyor ve “Kaderin önüne geçilmez” yanıtını veriyor. İki yıldır bir çok kez gittiği Suriye’de neden bu defa yakalandığını, attığı hangi yanlış adımın onu 40 günlük esarete sürüklediğini soruyorum, anlatıyor Bünyamin Aygün, “Doğrusunu istersen Suriye’ye bu gidişimde ilk defa her şeyi doğru yaptım. Diğerlerinin aksine çok bilinçliydi attığım adımlar ve girişimlerim ama kaderinden kaçamıyor insan olması gerekiyormuş demek ki! Röportajımı yapacak ve aynı gün geri döneceğim. Koruma sözü de aldım Türkmenler’den. Ancak şartlar öyle bir noktaya geldi ki, geri dönemedim, bir gece kalmak zorunluluğu ortaya çıktı. O gece karar vermek zorundaydım, ya röportajı yapmadan geri dönecek ya da değişen şartlara rağmen tehlikeyi göze alıp devam edecektim ve ben tercihimi yaptım” diyor. 

“Olmadı işte, yakalandım”

Hayalet komutan denilen Heysem Topalca ile röportaj yapmaktı amacı. Savaş bölgesinde, tam da ateşin kalbinde bütün El Kaide’nin aradığı bir adam ile bir araya gelecekti. Bir gazeteci için bulunmaz bir fırsattı bu. Değerlendirmek istedi ama olmadı. Ava giderken avlandı. El Kaide militanlarına esir düştü ve 40 günlük esareti böylece başladı. O süreci anlatırken yüzü gölgeleniyor Bünyamin Aygün’ün, “Gittiğim bölge Özgür Suriye Ordusu’nun yani muhaliflerin elindeydi. Üstelik beni alan örgütün orada etkinliği çok çok azdı. Yanımda 3 silahlı koruma var. Beni çağıran kişinin de koruma sözü var. Tüm bunların toplamı oraya gitmek için yeterli bir sebepti. Ancak olmadı işte, yakalandım. Çok acı çektim, çok zor bir süreçti. Beni alan örgütün elinden kurtulan esir olmamış. Ancak kendi rızalarıyla bırakırlarsa o ayrı. İnfaz kararım verildi artık sonumu bekliyorum” şeklinde konuşuyor. 

“Rüyalarım umut telkin etti”

Elleri, ayakları ve gözleri bağlı şekilde, küçücük bir hücrede geçirilen 40 gün her ne kadar Aygün’ü büyük bir korku ve paniğe sürüklese de gördüğü rüyalar az da olsa umut telkin ediyormuş, “ Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nu ve başbakanımızı görüyorum sürekli ve benimle ilgili açıklama yapıyorlar, ‘o kardeşimizi kurtaracağız’ şeklinde. Uyandığımda bunun bir işaret olduğunu, 70- 80 milyonluk bir ülkenin vatandaşı olduğumu, elbette beni bu bir avuç insana bırakmayacaklarını düşünüp kendimi teselli ediyorum” diyor. 

Hayata kaldığı yerden devam

MİT’in yoğun girişimleri ve Özgür Suriye Ordusu’nun yaptığı bir operasyonla kurtarılan Bünyamin Aygün ülkesine, ailesine ve sevdiklerine kavuştu. Hayatına ve mesleğine kaldığı yerden devam ediyor. Kurtarılmasının ardından geçen 4-5 aylık zaman diliminde neler değişti hayat algısında merak ediyorum. Aldığı bir ders, çıkardığı bir sonuç var mı tüm bu olanlardan öğrenmek istiyorum. “İHH’nın da kurtarılmamda etkisi vardı. Takipçim oldular, o bölgelerde çok etkinler, sağolsunlar” diye başlıyor cümlesine ve devam ediyor başarılı gazeteci, “Tüm bu olaylardan sonra ister istemez bir değişim yaşıyorsunuz iç dünyanızda. Maneviyatımın güçlendiğini söyleyebilirim. Maddiyattan uzaklaştım. Evimin hangi lüks semtte olduğu, arabamın modeli ve giysilerimin markasının hiçbir anlamı olmadığını gördüm. Bu dünyanın bir sonu var ve ölüm bizim sandığımız kadar bize uzak değil. Hiç ummadığınız bir anda sizi yakalayabilir”

Ropörtaj Sultan Sansarcı

Haberi Paylaşın:

sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN


Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.


Facebook Sayfamız

gordum ve ona odaklandimBayan kendisini tatmin ederken ben kendimden gecmistim okadar heyecanli porno seyret dakikalar yasadimki hepsini sizlerle paylasmak istedimTabi ben bu goruntuyu izlerken sIkim hd porno cok sertlesmeye basladi tamamiyla oraya odaklanmistim tabi ben sex izle bayani izlerken onun zevkten cigliklari kulagima gelmeye basladi hatun cok mobil porno izle seksi ve sergiledigi guzel vucudu paha sex hikayeleri bicilemez bir durumdaydi bende onu izlerken mastirbasyon porno yapmaya basladim ve bayana isaret porno izle vermeye calistim cok basarili oldum mobil porno beni farketti ve hic toparlanmadan beni evine davet etti