Transeksüellerin hayat hikayesi

Nasıl yaşarlar, neleri severler?.. Transeksüeller bilinmeyenleri Tempo'ya anlattı...

Transeksüellerin hayat hikayesi
Son Güncelleme: 13:25 22 Haziran 2008, Pazar

Hemen hepsi aynı yaşlarda hissetti bedenleriyle beyinleri arasındaki kopukluğu. Bedenleri ‘erkek’ olduğunu söylüyor, ruhları ‘kadınım’ çığlıkları atıyordu. Hiçbiri bu çığlıklara dayanamadı. Ne var ne yok terk edip, her ne pahasına olursa olsun yüreklerinin götürdüğü yere gittiler

SİSİ (20) / “Babamın koluna girip dolaşabiliyorum”

Sisi, 1988’de Şanlıurfa’da doğdu. Ailesinin işleri nedeniyle İskenderun’da büyüdü. Küçük yaşlarda durumunu fark etti, ama kimseye açamadı. Anne babası tutucu insanlardı. Yedi kardeşi vardı. Dört erkek birlikte sünnet olduklarında, diğerleri sünnet elbisesi giymek istemedi. O, etekli olan bu elbiseyi çıkarmadan oradan oraya koşturuyordu. Zamanla ailesi, kendisindeki ‘kız gibi’ davranışların farkına varmaya başladı. Onu, İstanbul’daki teyzesinin yanına yolladılar. “Orada oku, biz sana ne kadar para gerekiyorsa yollarız” dediler. Kalsaydı, babasının baskısına dayanamazdı zaten. Bu şehir değişikliği biraz da onu babasından uzaklaştırmak isteyen annesinin fikriydi. 15 yaşındaydı İstanbul’a geldiğinde. Liseyi burada okudu. Okul arkadaşları, “Sen kız gibisin” dediklerinde üzülüyordu. İlk kez travesti gördüğünde korktu. O bir gay’di. Arkadaşları böyle kalabileceğini söylediğinde itiraz etti, o ‘kadın’ olmak istiyordu. Son bir kez annesinin yanına gitmeye karar verdi. Bir ay yanlarında kaldı. İstanbul’a geldiğinde kararını vermişti. 18 yaşında ameliyat oldu. “Ruhum kadındı, yapacak bir şey yok” diyor.

BİR KEZ AŞIK OLDU

Doktoru ameliyat sonrasında, “Dünyaya hoş geldin” dediğinde, hayatının değişeceğini düşündü. İki yıl seks işçiliği yaptı. “Anne ve babası farkına varınca, İstanbul’a taşındılar. Ona destek olacaklardı. Ayrı bir evde oturuyor, ancak ailesinin verdiği parayla geçiniyor. Normal bir ev kızı gibi yaşıyor artık, çalışmıyor. Bir kez âşık oldu. Yedi yıllık sevgilisi ailesi tarafından evlendirildi. “Severek ayrıldık” diyor Sisi. Kendisinin şanslı olduğunu söylüyor. Çünkü o, babasının koluna girip dolaşabiliyor, kardeşlerini parka götürebiliyor. Amacı böyle normal yaşamaya devam etmek.

CANSEL (30) / “Seks işçiliği yapmak istemiyorum”

Cansel, 1978 yılında Sakarya’da doğdu. Altı yaşında, erkek gibi hissetmediğini anladı. Amcasının kızıyla el örgüsü yaptığında 13 yaşındaydı. 14 yaşında ilk ilişkisini yaşadı. Kardeşleri büyümüştü, ailesi de ondaki farklılığı hissediyor, rahatsız oluyorlardı. Şiddet görmedi, ama Sakarya tutucu bir yerdi. 16 yaşında İstanbul’a yerleşti. Şimdi ailesiyle görüşüyor, rahat rahat gidip evlerinde üç beş gün kalıyor. Seks işçiliği yapmak istemiyor, ama yapıyor. Günde birçok kez ilişkiye giriyor. Hayatındaki her şeyi alıp götürdüğünü, bu yüzden psikolojik tedavi gördüğünü anlatıyor. 22 yaşında ameliyat oldu. Asla pişman değil. Kendini bulduğu için çok mutlu. Önceden, “Ben neyim?” diye sorduğu soruyu bugün sormuyor. Normal bir işte çalışmak istiyor. Kahvaltı yapmayı özlüyor. “Bundan birkaç yıl önce tüberküloz oldum. Hastaneye yattım. Birkaç hafta kimse benim ne olduğumu bilmiyordu. Ancak sonra hasta bakıcılardan biri, beşinci katta travesti yatıyor diye yaymış. Hastane kaynamaya başladı. İnsanlar o kadar önyargılı ki” diyor. İncik boncuk yapıyor, bir dükkânı olsun, onları satsın istiyor. Para biriktirip açabilir, ama bu sefer ‘Sattıklarımı alırlar mı?’ diye endişe ediyor.

MARTILARLA DOST

İlkokul mezunu. Sinemaya gitmeyi seviyor, sevdiği dizileri kaçırmamaya çalışıyor. En çok ‘Parmaklıklar Ardında’ ve ‘Binbir Gece’yi izliyor. En büyük huzuru denizde buluyor. Simit alıp martıları doyurmak onu rahatlatıyor.

SILA (27) / “Bizim orası vardiyalı”

Sıla, 1981 yılında Kıbrıs’ta doğdu. Ailesiyle Ayvalık’a taşındı. Kadın olmak için evden kaçtı. Elazığ’da bulunan arkadaşlarının yanına gitti. Ailesi zengindi. Onun yanındaysa beş parası yoktu. Dönüşmek, hormon almak için paraya ihtiyacı vardı. Gay olarak seks işçiliği yaptı Elazığ’da. Altı yıl önce İstanbul’a geldi. Önce Merter’de yol üzerinde çalıştı. Şimdi Beyoğlu’nda bir genelevde çalışıyor: “Vardiyalı bizim orası. Ben gündüzcüyüm. Sabah yedi buçukta işe gidiyorum, akşam altıya kadar çalışıyorum. Daha güvenli, memurluk gibi.” İnterneti sevdiğini söylüyor. Bazı sabahlar bisiklete biniyor. Eskiden ayda yedi-sekiz bin YTL kazandıklarını, şimdi işlerin düştüğünü anlatıyor. Âşık olduğu erkeklerin kendisine para makinesi gibi bakmasına çok üzülüyor.

ANIL (26) / “Bir yıl erkek görmesem aklıma gelmez”

Anıl, 1982’de Bursa Karacabey’de doğdu. Ailesi onu, büyük şehirde büyüsün diye kent merkezinde oturan halasının yanına yolladığında 12 yaşındaydı. Onun deyimiyle, ‘ailesi onu başından atmıştı.’ Halası duldu, iki erkek çocuğuyla birlikte yaşıyordu. Bir erkekten çok kız gibi hissediyordu. Bir süre sonra Anıl’ı yanlarında istemediler. Tek başına yaşamaya karar verdiğinde 15 yaşındaydı. Bir erkeğe âşık oldu, onunla yaşamaya başladı. Bir yandan da yine Bursa’da satış elemanı olarak çalışıyordu. Çalıştığı işyeri kapandı. Kendisini daha da kadın gibi hissetmeye başlamıştı. Soluğu 2001 yılında İstanbul’da aldı. Sekreter diye bir dergide çalıştı, patron parasını vermeyince işten çıktı. Uzun süre iş aradı, bulamadı. Bir yandan da kadın olma arzusuyla yanıp tutuşuyordu.

BİR SÜRE SEKS İŞÇİLİĞİ YAPTIM

Şehirdeki gay kulüplerine gitmeye başladı. Diğerleri gibi peruk takıp, makyaj yapmaya başladığında kendini sevmeye, beğenmeye başladı. Bir daha erkeksi bir şekilde dışarı çıkmadı. Bir süre sonra seks işçiliği yapmaya başladı. Eşcinsellerin çalıştığı genelevdeydi o da. Her seferinde kırıldı, utandı. Ameliyat olduğunda mutluydu. Artık kadındı. Şimdi sadece belli zamanlarda, belli ‘arkadaşlar’ı olduğunu söylüyor, sadece onlarla görüşüyor. Kendi evinde. Mutlu olduğunu söylüyor, “Bir yıl erkek görmesem aklıma gelmez” diyor. İki kez âşık olmuş, bir daha olmayacağını düşünüyor. Ailesi durumunu biliyor. Onu sadece para istedikleri zaman arıyorlar. Boş zamanlarında Gezi Parkı’ndaki çayı bahçesinde oturup, denize nazır gazetelerini okuyarak kahvaltısını ediyor. İstiklal Caddesi ve Nişantaşı’nda dolaşmayı seviyor.


GÜL (52) / “Öbür dünyada nasıl hesap vereceğim?” 

Gül, 1956’da Yozgat’ın bir köyünde dünyaya geldi. Ailesiyle İstanbul’a geldiklerinde dört aylıktı. Ailesi tutucuydu, ama ona verdikleri sevgide hiçbir zaman cimri olmadılar. Zamanla kendisindeki kadınsı tavırların farkına vardı. Ancak bastırıyordu. Tutucu olan ailesine bu konuyu açamazdı. İlk söylediği kişi evli olan ablasıydı, üzüldü, ağladı, ‘sen umudumuzdun’ dedi. 16 yaşındaydı, kendini hiçbir tarafa yakıştıramıyordu. Anne ve babası vefat etti. Gül’ü Yozgat’a yolladılar. Oradaki insanlar biraz daha tutucuydu.
İstanbul’a döndü ve bir daha Yozgat’a gitmedi. İstanbul’da yalnız kalmıştı, özgürdü. Kaynakçıda çalışmaya başladı. Ancak artık duygularını dışarı vuruyordu. Hiçbir işte istenmemeye başlandı. O zamanlar bir tek Çilli Taverna vardı eşcinsellerin gittiği. Tanıştığı kişiler kadın olmuştu. O da yavaş yavaş kıyafetlerini değiştirdi. “İşe gelince tek yapacağımız fuhuştu” diyor. Bundan iki yıl öncesine kadar otobanda çalıştı. 1980 yılında ameliyat oldu. Şimdiki aklı olsa ameliyat olmayacağını söylüyor. Yaş ilerleyince ‘öbür dünya’ meselesine takılmış, “Acaba orada nasıl hesap vereceğim?” diyor. Pişmanlığı bu yönde, yoksa kadın olduğu ilk günü hatırlıyor, o günkü mutluluğunun değişilmez olduğunu söylüyor. 20 yıldır aynı erkekle birlikte. Gününü eviyle ilgilenerek geçiriyor.

Kaynak: Tempo Dergisi

Haberi Paylaşın:

sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN


Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

Facebook Sayfamız