GİDİŞ HAYRA ALAMET DEĞİLMİŞ
Av.Erol Akpınar
erolak@sonsayfa.com
Son Güncelleme: 14:31 15 Ocak 2012, Pazar
Hükümet ve Başbakan ile Ana Muhalefet arasındaki kırıcı ve incitici söz ve söylemler nedeniyle, ülke genelindeki siyasi havanın giderek sertleşmesi, nereye gidiyoruz sorusunu tekrar gündeme getirdi.
Ayrıca devam etmekte olan soruşturmalar ve Mahkemelerdeki uygulamalar var.
Bu nedenlerle, “ nereye gidiyoruz” şeklinde sorular soranlar çoğalmaya başladı.
Dün Hürriyet’te genellikle iktidardan yana yazıları ve değerlendirmeleri ile tanıdığımız Hadi Uluengin’i okumaya başlayınca , sokakta yürürken başına saksı düşüp düşmediğini merak ettim.
Sonra yazısındaki görüş ve değerlendirmelerinden alıntıları özetleyerek kısa kısa ve maddeler halinde size sunmayı düşündüm.
Yazının başlığı gidişat.
Diyor ki Uluengin
1.)
Gidişat hayra alamet değil.
Başbuğ’un tutuklanması, CHP Lideri hakkında soruşturma açılması ve KCK tevkifatlarını kastediyorum
2.)
Başbuğ’u görevdeyken çok eleştirdim . Ama legalist ve rejime saygılı bir general olduğunu devamlı vurguladığım Başbuğ’u darbecilikle itham etmek ne nesnel gerçeklerle ve ne de gözlemlerle bağdaşıyor.
3.)
Hele hele, hakkındaki işlemin Anayasa’yla açıkça çelişen başka bir madde eksenine oturtulması hukuk devleti kavramını alt üst ediyor. ( Ancak Anayasa Mahkemesin de yargılanabilecek iken Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacak olmasından söz ediyor)
4.)
Konuşma ve eleştirilerinden dolayı CHP önderinin takibata uğraması hem hukuk devleti ve hem de çoğulcu demokrasi ruhu ile asla bağdaşmıyor.
5) KCK Gözaltıları nedeniyle Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nun terörit ilan edilmeleri de öyle.
Bütün bunlar Silivri’den beri tanık olduğumuz gayri vicdaniliğe tuz biber ekiyor.
Gayri vicdanilik derken tabii ki Ergenekon ve Balyoz’un komplo , zanlıların da sütten çıkmış ak kaşık olduğunu değil , tutuklamalardaki keyfiliğin ve uzunluğun evrensel açıdan aslında hukukla, insani açıdan ise vicdanla haydi haydi çeliştiğini kastediyorum diyor.
Sonra dönüyor,
Bu tablo mutlaka otoriter bir uygulama yaşadığımız anlamına gelmiyor diye bir cümle ilave etmeyi lüzumlu görüyor Uluengin.
Yani bir yandan Silivri’de gayri vicdani uygulamalar yapılıyor, CHP liderinin takibata uğraması hukuk devleti ve çoğulcu demokrasiyle asla bağdaşmıyor derken , öte yandan biraz soluklanıp, 0t0riter bir uygulama yaşamıyoruz demek lüzumunu duyuyor.
Neden acaba ?
Bu arada kafasına düşen saksının aklını başından alma süreci hafifleyerek geçmiş mi oluyor acaba ?
Sonra düşünüp , bu gidişin sorumluluğunu iktidardan alıp, Yargıya yüklemeyi kendisi açısından daha sakıncasız ve tehlikesiz görüyor olmalı ki, bir başka sağ tandanslı yazardan yardım alıyor.
Ali Bayramoğlu’nun “ Adli Otonomlaşma “ diye bir icadına sıkı sıkıya yapışarak, bütün kabahat Yargıda diyor.
Ve ilave ediyor.
Olay, Kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca Yargı mekanizmasındaki belirli bir kesimin Türk Adalet sistemindeki mevcut çelişki ve boşluklardan yararlanarak söz konusu bağımsızlığı nalıncı keseri gibi kendisine göre yontmasıdır.
Yani Yargıda bir kesim, sistemdeki çelışki ve boşluklardan yararlanarak, hukuku da vicdanı da ters yüz ediyormuş.
Öteden beri iktidara yandaşlıkta önemli bir mesafe almış olan arkadaş, hukuk dışı ve vicdansız diye nitelediği uygulamaları seyreden ve gerekli yasal düzenlemeleri yapmak yerine olayı seyretmekle yetinen İktidara hiçbir sorumluluk düşürmemiş oluyor.
Bu soluklanmadan sonra, gene sola doğru çevik bir hareketle dansını tamamlayan yazar, son cümlesi ile gene gerçeğe dönüyor.
AKP önce o yasaların yorumundaki suistimale ( kötü kullanmaya) yol açan yumuşak karnı ameliyat masasına yatırmalıdır ki hayra alamet olmayan gidişat son bulsun diyor.
Yerseniz yoğurt, yemezseniz ayran yani.


sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN
Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.