12 gün süren bir Kuzey Amerika gezisinden sonra yurda dönünce ilk günün
izlenimlerini
anlatmakla başlayalım istedim.
Önce, 12 gün işten güçten, bilinen günlük yaşamın insanın beyninde ve
dolayısıyla davranışlarında meydana getirdiği algılama ve değerlendirme
farklılıklarından başlayalım.
Sabah arabanızı çalıştırıp evden çıktınız.
Sizi ne karşılar sevgili ülkenizde ?
Trafik ve terbiyesizlik tabii.
Her gün iki kere geçtiğiniz evinizin yolunda, araçlarını sağlı solu park
etmiş güzel insanlarımız tek bir şerit bırakmışlar.
Eh, karşıdan bir süt kamyoneti, arkasında birkaç araç beklerken, biz de, o
tek şeride doğru giden dört beş araç olarak, beklemeye başladık.
Gerilen sinirler, kimin geri geri çıkıp da karşıdan gelenlere yol vereceği
konusundaki anlamsız bakışlar içinde yaklaşık on dakika kadar kavgaya
dönüşmeden süren uğraşlardan sonra, önce onlar, sonra biz fırlayıp
kurtulduk.
Ama karşılıklı olarak akması gererken trafik, muhakkak ki birkaç dakika
sonra yeniden durmuştur.
Birbirlerini duran araçlarında karşılıklı sinir içinde süzen insanların,
çok uzun yıllardan
beri giderek çığırından çıkan trafiğe, karşıdan gelenlere, aksiliklere
veya talihlerine kızıp küfretmek yerine, buna bir çözüm getirmeyen
Yöneticilere kızmaları hiç ama hiç akıllarına gelmiyor.
O zaman , 12 gün sonra ülkesine dönüp de ilk sokağa çıktığında eski tatlı
günlerine dönen vatandaş olarak ben, gittiğim yerlerde gördüğüm ilk
izlenimi hatırlıyorum.
Oralarda hemen hemen hiç terbiyesiz insana rastlamıyorsunuz.
Çünkü oraların insanlarının, kuralları çiğnemekten ödleri patlıyor.
Çünkü oraların insanları, kuralları bir küçücük ihlal ettiklerinde,
başlarına ne denli büyük bir
bela alacaklarını, yaşaya yaşaya öğrenip özümsemişler.
Bunların en başında da park ihlalleri geliyor.
En küçük park ihlalinin karşılığı 500 küsur dolar ve bilmem kaç ceza puanı.
Yurt dışında çıkan ( örneğin Almanya’da basılıp dağıtılan) Hürriyet
Gazetesinin küçük ilanlar sayfasına bir göz atın.
Belki on veya on beş tane Türk Trafik Eğitim Kuruluşunun ilanını
göreceksiniz.
Ceza sebebiyle geri alınan ehliyetlerini tekrar alabilmek için adaylara
eğitim verenlerin ilanları bunlar.
Yani, ehliyetin alınması ile yetinmiyor Kamu İdaresi, yeniden ehliyeti
alabilmek için de kişiyi yeniden eğitime gönderiyorlar.
Aşağıda söyleyeceklerim için, belki de pek çok insan, olmaz böyle şey,
atıyor diyebilir, , ama siz inanın isterseniz.
Montreal, 3.5 milyon nüfuslu bir şehir.
Cadde ve sokakları genellikle, birbirini dikdörtgen biçimde kesen düzenli
bir yerleşim.
Gece yarısı, misafirlikten , yemekten veya başka bir yerden eve dönüyorsunuz.
Mübalağasız, hemen her 50- 100 metrede bir, birbirini kesen sokakların
başında kırmızı renkte dur levhaları var.
Yani kavşağa geliyorsunuz, durun deniyor.
Peki geldiğiniz kavşağın her dört tarafı da açıksa.
Yani, sağını, solunu, arkanızı ve karşınızı açıklıkla görebiliyorsunuz.
Ne gelen bir araba, ne bir yaya ve ne de bir kedi bile yok.
Ama siz duracaksınız ve sonra kalkacaksınız.
Aksi halde, karanlıklar içinden bir polis aracı veya bir kamera sizin
tamamen durmadan geçtiğinizi tespit ederse, gitti 152 dolarınız ve 3
puanınız.
Bırakın kaldırıma çıkıp park etmeyi, park yerini bölen çizgilerden birine
tekerleklerinden biri basmış bir araç göremeziniz.
İstanbul'da yaşamış, burada ehliyet almış, yıllarca araba kullanmış
yakınım, şimdi öylesine uymuş ki bu kurallara, benim hayretle ve gülerek “
nasılmış burası böyle “ dememi, “ eeee, adama öğretiyorlar terbiyeyi “
diye cevapladı.
*
Özet,
insanlar orada terbiyeli.
Burada değil, o kadar.
Kim öğretecek terbiyeyi insanlara ?
Yönetenler tabii.
Ama , Yönetenlerimiz, bu kadar basit ama insanların, vatandaşların
yaşamını bu denli kötü etkileyen bu sorunla uğraşmayı hiç düşünmüyorlar.
Böylece, bütün şehirlerimizde, gücü gücüne yetene kuralı geçerli.
Hoş bulduk efendim, hoş bulduk.
|
sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN
Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.