Parlamenteri-Kendi-Basina-Birakirsan

Parlamenteri Kendi Başına Bırakırsan..

Av.Erol Akpınar
erolak@sonsayfa.com

Son Güncelleme: 21:16 06 Şubat 2012, Pazartesi

 

 

İnsanın kişilik sahibi olması, doğumla değil yetiştirilmeyle kazanılan bir erdem olmalı.

Yoksa, anasından doğan her çocuğun elbette bütün erdemlere açık  , saf duru bir su kadar temiz olduğu muhakkak.

Sonra hayat, aile, içinde bulunulan muhit, sonradan bu saf ve duru suyu zamanla ya daha iyiye götürüyor, ya da bulanık bir bulaşık suyuna çeviriyor.

*

Adam   Fransız parlamenter.

Patronu durumundaki Cumhurbaşkanı Sarkozy , bir Yasa teklifini getiriyor, bütün gücüyle destekliyor ve çıkarıyor.

Adam    milletvekili veya senatör.

Patronu tarafından getirilen ve desteklenen yasanın iptali için Anayasa Komisyonuna yapılacak başvuruya imza koyuyor.

Bizdeki parlamenterlere bakın.

Patrona rağmen bir Yasa tasarısına değil iptali için imza koymak, tek bir cümle ile aksine söz söylemek söz konusu olabilir mi ?

Onlar  neden öyle parlamenter, bizimkiler neden böyle parlamenter ?

Bizim patronlar adamı dörde bölüp ikiyle çarpar, bir daha Meclisin önündeki caddeden taksi ile bile geçemezsin.

Onların patronunun kılı bile kıpırdamıyor.

Onlar da demokratik parlamenter sistemle yönetiliyorlar.

Biz de öyle.

O zaman  sormak lazım değil mi ?

Onlarınki parlamenter sistem ise, bizimki ne ?

 Birileri utanmalı ama hangileri ?

Benim b ildiğim, patron işaret eder, herkes o istikamete gider.

Hatta çıkarılacak yasa tasarıları veya önergeler için, önceden açığa imzalar atılır, sonra gerektiğinde altı doldurularak  kullanılır.

Bence bizim sistem daha doğru işliyor.

Elbette patronun dediği olacak.

Kızı kendi başına bırakırsan, ya davulcuya gider ya zurnacıya.

Bu benzetmede kız, parlamenter oluyor tabii.

Kendi bildiğine bırakırsan, 1 mart tezkeresi gibi olur sonra.

Bir daha belini doğrultamazsın vesselam.

*

Adam  ünlü bir gazetecinin ünlü bir başyazar oğlu.

 Çok uzun zaman iktidarın yanında yer tutan bir gazetenin başyazarı.

Sonra birden yönünü değiştiriyor veya şaşırıyor mu demeli bilmem.

Öyle bir defa, iki defa filan değil, kafasına estiği gibi, kendi bildiği gibi doğrular söylemeye başlıyor.

Bir yazıyor, iki yazıyor filan derken, bakıyorlar böyle olmayacak, “ sizi şöyle alalım, biraz istirahat edin” diyerek kızağa çekiyorlar hazreti.

Adamı kızağa çekiyorlar ama , ağzı torba değil ki, büzemiyorlar.

Röportajlar veriyor, toplantılara katılıyor, demeçler patlatıyor.

Aman Allahım !

Yıllardan beri başyazılarıyla destek verdiği iktidarı yerden yere vurmaya başlıyor.

Bunu da, fevkalade çarpıcı söylemlerle söylüyor.

Örneğin “ ben cami – kışla savaşında kanlı bir gelecekten korkuyorum “ diyor.

Uzun zaman önce, rahmetli Erbakan “ bakalım kanlı mı olacak kansız mı “ dediydi de memleketin bütün çivileri bir eyyam yerinden oynadıydı hani.

Onun gibi bir laf.

“ Askeri rejimler dahil bana, nereye nasıl konuşacağıma bir akıl verme cür’eti  gösterilmesine ilk defa  bu dönemde rastlıyorum “ diyor.

“Siyasi iktidar, cami – kışla ikileminde Kemalizm’den rövanş alma anlayışında “ diyor.

Bu sözlerin her biri adamı Silivriye tıkar da, dört sene hücrede ifade veremeden çile doldurturlar.

Böyle devam ederse sonu da budur.

Madem bu kadar doluydun da, başyazarlık koltuğunu altından çekince mi aklın başına geldi derler

Valla bilemem tabii ama , iktidar bir önemli şeyi de dikkate almalı.

Bu güne kadar bizim soframızdan ekmek yiyen bu adamlara ne oluyor da böyle birden bir Mersin’e giderken tersine dönüveriyorlar acaba diye bir araştırmalılar.

Ne oluyor bu adamlara, niye küfranı nimet ediyor bunlar demeliler.

Çok geç olmadan.  

 

Yazıyı Paylaşın:

sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN


Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.