Okuz-altinda-buzagi-arayan-zihniyet-ne-bilsin-tarimi

Öküz altında buzağı arayan zihniyet ne bilsin tarımı!..

Metin Yener
myener29@hotmail.com

Son Güncelleme: 23:51 14 Kasım 2016, Pazartesi
Yıllardır söyler dururum: ''Yahu böylesine geniş ve verimli topraklara sahibiz; dört mevsimi bir arada yaşıyoruz. Neden bir tarım ülkesi olamıyoruz? Tüm sebze ve meyvelerde tat tuz kalmadı; hayvancılık bitti... Üstüne üstelik de; bunları dışarıdan ithal etmeye başladık.  Neden? Neden? Neden?'' 
Bu sorular kafamda dönüp duruyordu...
Ta ki...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Milli Tarım Projesi' toplantısında söylediği sözlere kadar. Öylesine güzel mesajlar verdi ki...
'Hadi inşaallah' demekten kendimi alamadım...
...
Öncelikle şunu belirteyim ki... Cumhurbaşkanı'nın verdiği onca önemli mesaja karşın; "Çobanlığın felsefesini anlamayan insan yönetemez. Ben de bir çobanım. Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüklerinizden mesulsunuz buyuruyor Peygamberimiz" sözlerinden başka anlamlar çıkartan, yani 'öküz altında buzağı arayan' zihniyete söyleyecek kelime bulamıyorum. 'Bu kadar da art niyet olmaz' diyeceğim ama; ne dersem diyeyim, bu zihniyet için bir anlam ifade etmeyecektir. Bu nedenle önemsemiyor; konuya dönüyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan sözlere bir göz atalım önce: ''Meralarımız var ama et fiyatları almış başını gidiyor, ithalat yapıyoruz. Topraklarımız konusunda azotlu gübreyle topraklarımızı mahvettik. Çamurlanıyor. Tüm hastalıkların temelinde bu yatıyor. Doğal gübreye dönmek zorundayız. Kimyevi azotun tehditinden tarımsal gıdalarımızı kurtarabiliriz. İllerimize ve hayvan türlerine göre fiyatların dengelenmesi ve ithalatın azalması konusuna ulaşacağımızı biliyorum. Enflasyonun sebebi gıda rakamlarıdır. Domates, biber rakamları söylenince ağrıma gidiyor. Domatesten, biberden dolayı enflasyondan etkilenmemiz lazım. Bizim sebzede çeşitlerimizin artması lazım. 19 sebze çeşidi nedir ya? Bunu artıracağız. Bu topraklardan çok sebze gelir. Meyve çeşitlerimizi artırmamız lazım. Derde deva. İnşallah bu olacak.''
...
Dikkat edin!..
Teşhis tamam...
Sırada tedavi var. Yani 'toprağa dönüş' kaçınılmaz görünüyor. Bence de bu ülkenin kaderi (tüm dünyanın) tarım ve turizme bağlı. Turistik mekanlarımızın dünyada gördüğü rağbet ortada. Özellikle tanıtım konusunda (ki bu konuda da önemli adımlar atıldı) ciddi çalışmalar yapıldı/yapılıyor. Bir de gelen turistlere karşı nasıl davranılması gerektiği konusunda insanımız eğitilirse; bu konuda bizimle kimsenin yarışamayacağı bir gerçektir. 
Tarım konusu ise bizim için daha kolay bir alan çünkü; Türkün mayasında var toprak sevdası. İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirleri bir kenara bırakırsak; hemen hemen çoğumuz köyden gelmiş insanlarız. Yani tarımın ne olduğunu biliyoruz. Emin olun ki; bir çok olumsuzluk nedeni ile üç beş büyük şehire sıkışıp kalmış bir çok insanımız, durumundan hiç de memnun değil. Fırsat olsun köyüne dönecek insan sayısı oldukça fazla... Özellikle teşviklerin artırılması ve kırsal kesimlere yapılacak yardımların yükseltilmesi insanların büyük kentlere akınını durduracaktır. Genç nesilin yaz dönemlerinde kırsal kesimlerde kamplara gönderilmesi, doğa ile kucaklaşmalarının sağlanması çok önemlidir. Bu sayede onlar hem doğayı tanıyacak, hem sanal ortamdan uzaklaşacak, hem de ruhsal bunalımdan kurtulmuş olacaklar.
Kısacası; atılan bu son adım yerindedir ve eminim ki; mutlaka başarıya ulaşacaktır.
Bu konuda tüm partilerin ortak bir tavır sergilemesi ise tek dileğim...

Yıllardır söyler dururum: ''Yahu böylesine geniş ve verimli topraklara sahibiz; dört mevsimi bir arada yaşıyoruz. Neden bir tarım ülkesi olamıyoruz? Tüm sebze ve meyvelerde tat tuz kalmadı; hayvancılık bitti... Üstüne üstelik de; bunları dışarıdan ithal etmeye başladık.  Neden? Neden? Neden?'' 

Bu sorular kafamda dönüp duruyordu...

Ta ki...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Milli Tarım Projesi' toplantısında söylediği sözlere kadar. Öylesine güzel mesajlar verdi ki...

'Hadi inşaallah' demekten kendimi alamadım...

...

Öncelikle şunu belirteyim ki... Cumhurbaşkanı'nın verdiği onca önemli mesaja karşın; "Çobanlığın felsefesini anlamayan insan yönetemez. Ben de bir çobanım. Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüklerinizden mesulsunuz buyuruyor Peygamberimiz" sözlerinden başka anlamlar çıkartan, yani 'öküz altında buzağı arayan' zihniyete söyleyecek kelime bulamıyorum. 'Bu kadar da art niyet olmaz' diyeceğim ama; ne dersem diyeyim, bu zihniyet için bir anlam ifade etmeyecektir. Bu nedenle önemsemiyor; konuya dönüyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan sözlere bir göz atalım önce: ''Meralarımız var ama et fiyatları almış başını gidiyor, ithalat yapıyoruz. Topraklarımız konusunda azotlu gübreyle topraklarımızı mahvettik. Çamurlanıyor. Tüm hastalıkların temelinde bu yatıyor. Doğal gübreye dönmek zorundayız. Kimyevi azotun tehditinden tarımsal gıdalarımızı kurtarabiliriz. İllerimize ve hayvan türlerine göre fiyatların dengelenmesi ve ithalatın azalması konusuna ulaşacağımızı biliyorum. Enflasyonun sebebi gıda rakamlarıdır. Domates, biber rakamları söylenince ağrıma gidiyor. Domatesten, biberden dolayı enflasyondan etkilenmemiz lazım. Bizim sebzede çeşitlerimizin artması lazım. 19 sebze çeşidi nedir ya? Bunu artıracağız. Bu topraklardan çok sebze gelir. Meyve çeşitlerimizi artırmamız lazım. Derde deva. İnşallah bu olacak.''

...

Dikkat edin!..

Teşhis tamam...

Sırada tedavi var. Yani 'toprağa dönüş' kaçınılmaz görünüyor. Bence de bu ülkenin kaderi (tüm dünyanın) tarım ve turizme bağlı. Turistik mekanlarımızın dünyada gördüğü rağbet ortada. Özellikle tanıtım konusunda (ki bu konuda da önemli adımlar atıldı) ciddi çalışmalar yapıldı/yapılıyor. Bir de gelen turistlere karşı nasıl davranılması gerektiği konusunda insanımız eğitilirse; bu konuda bizimle kimsenin yarışamayacağı bir gerçektir. 

Tarım konusu ise bizim için daha kolay bir alan çünkü; Türkün mayasında var toprak sevdası. İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirleri bir kenara bırakırsak; hemen hemen çoğumuz köyden gelmiş insanlarız. Yani tarımın ne olduğunu biliyoruz. Emin olun ki; bir çok olumsuzluk nedeni ile üç beş büyük şehire sıkışıp kalmış bir çok insanımız, durumundan hiç de memnun değil. Fırsat olsun köyüne dönecek insan sayısı oldukça fazla... Özellikle teşviklerin artırılması ve kırsal kesimlere yapılacak yardımların yükseltilmesi insanların büyük kentlere akınını durduracaktır. Genç nesilin yaz dönemlerinde kırsal kesimlerde kamplara gönderilmesi, doğa ile kucaklaşmalarının sağlanması çok önemlidir. Bu sayede onlar hem doğayı tanıyacak, hem sanal ortamdan uzaklaşacak, hem de ruhsal bunalımdan kurtulmuş olacaklar.

Kısacası; atılan bu son adım yerindedir ve eminim ki; mutlaka başarıya ulaşacaktır.

Bu konuda tüm partilerin ortak bir tavır sergilemesi ise tek dileğim...

Yazıyı Paylaşın:

sizde yorum yapın SESİNİZİ DUYURUN


Üye girişi yapılmadan gönderilen yorumlar Misafir adı ile yayınlanır

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yorumlar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan sonsayfa.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.



Facebook Sayfamız

gordum ve ona odaklandimBayan kendisini tatmin ederken ben kendimden gecmistim okadar heyecanli porno seyret dakikalar yasadimki hepsini sizlerle paylasmak porno istedimTabi ben bu goruntuyu izlerken sIkim hd porno cok sertlesmeye basladi tamamiyla oraya odaklanmistim tabi ben sex izle bayani izlerken onun zevkten cigliklari kulagima gelmeye basladi hatun cok mobil porno izle seksi ve sergiledigi guzel vucudu paha sex hikayeleri bicilemez bir durumdaydi bende onu izlerken mastirbasyon porno yapmaya basladim ve bayana isaret porno izle vermeye calistim cok basarili oldum mobil porno beni farketti ve hic toparlanmadan beni evine davet porno izle etti ve delice sikip burnuma bosaldi